Günümüzün en güncel konularından biri, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” (The Makkah Joint Defence Agreement) … Biraz Devletler Hukuku, Uluslararası İlişkiler, Siyasî Tarih, Harp Tarihi, Jeopolitik ve Jeostrateji konularında nefes tüketmiş biri olarak elbet bazı düşüncelerimiz var. ABD Başkanı Donald Trump’ un antlaşmadan duyduğu memnuniyeti belirtmesi çok ilgi çekici… Tabi, neden diye sormak lâzım!
Esasen Mekke denince benim aklıma Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ ne karşı isyan eden Mekke Şerifi Hüseyin, gidenin dönmediğini anlatan Yemen türküleri ve Orta Doğu’ da kurulan “Arap Bürosu” geliyor. Şimdi bu da nereden çıktı diyenler olacaktır. Özetle konuya girelim.
1583 tarihinde başlayan resmî Türk-İngiliz münasebetleri aslında zaman zaman çeşitli bunalımlı dönemler geçirse de bunlar ciddi sonuçlar doğurmamıştı. Ancak İngilizlerin 1882’de Mısır’ı gayriresmi olarak işgal etmeleri, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte İngiltere’nin Mısır’ı ilhak ettiğini açıkladığı bir sürece evrildi. Bu ilânın akabinde Mısır, İngilizlerin Ortadoğu politikasının tayininde en önemli merkezlerden birisi kabul edildi.
İngilizler I. Dünya Savaşı’nda Türkler karşısında Gelibolu’ da aldıkları büyük yenilgi ve sömürgelerinden çıkardıkları dersler neticesinde kaleyi içten yıkmaya yöneldiler. Hicaz'da Arap politikasının formülasyonunu koordine etmek için bir tür merkez noktasının gerekli olduğu açık olduğunda, İngiliz hükümeti etkili adımlar attı. Aralık 1915'te İngiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan Mark Sykes, Kahire'deki İngiliz İstihbarat Direktörü General Clayton'a bir Arap Bürosu kurulmasını istedi. (Maxwell Orme Johnson, “The Arab Bureau and the Arab Revolt: Yanbu’ to Aqaba”, Military Affairs, 46/4 (1982), s. 195.)
7 Ocak 1916 tarihinde İmparatorluk Savunma Komitesi’nin kararı ve hükûmetin onayı ile Arap Bürosu kuruldu. Orta Doğu’da Türkler aleyhine - İngilizler lehine propaganda ve istihbaratın daha programlı ve düzenli olarak yapılmasını amaçlayan Arap Bürosu’na Orta Doğu’nun ünlü İngiliz ajanları katıldı. Arap Bürosu, İngilizlerin isyan süresince lojistik destek ve finansal yardım sağlamasında aracı ve aktif bir rol oynadı. Büro elemanları demiryolu ve telgraf hatları baskınlarına liderlik ve refakat ederek de önemli rol üstlendiler.
Kahire’ deki Arap Bürosu’nda görev alanlardan biri de, Thomas Edward Lawrence idi. Birinci Dünya Savaşı’ nın hemen başında Sina’ nın askerî haritasını çıkarmak üzere Savaş Bakanlığı Harita Dairesi’ nde çalışmayan başlayan Lawrence de, Kahire’ ye gönderilmişti. Lawrence savaşın başında üstlerine Arapların ayaklanma çabalarını silâh ve altın yardımıyla desteklemeyi ve muhalif şeyhlerin bağımsızlık özlemlerinden yararlanarak bu ayaklanmayı İngilizlerin genel askerî stratejisiyle birleştirmeyi öngören bir plân sundu. (Bu plânın ayrıntıları savaştan sonra kaleme aldığı “The Seven Pillars of Wisdom/ Bilgeliğin Yedi Temel Direği” adlı yapıtında yer alıyor.)
Lawrence, Medine’ nin güney batısındaki harekât merkezini kullanarak, çok geçmeden ayaklanmanın beyni, örgütleyici gücü, Kahire bağlantısı ve askerî teknisyeni durumuna geldi. Osmanlı hatlarının gerisinde açtığı ikinci cephede köprüleri ve erzak trenlerinin geçtiği demiryolu hatlarını mayınlama, değişik notlara baskınlar düzenleyerek Osmanlı birliklerini geniş bir alanda hareketsizleştirme gibi gerilla taktiklerine dayalı vur- kaç saldırılarına girişti. Şam- Medine demiryolu hattını işlemez hale getirerek Osmanlı takviye birliklerinin ayaklanmayı bastırmasını önledi. Kendisine “Dinamit Emiri” adını veren Bedeviler üzerinde güçlü bir nüfus kurdu. Kuşkucu Arap şeyhlerini bile bir Arap ulusu yaratma düşüncesine bağladı. Cesaret gösterilerinin yanı sıra İngiliz altını ve ganimet vaatlerini de kullanarak coşkularını ayakta tutmayı başardı.
Orta Doğu’ yu kana bulayan Arap Bürosu’ nun yaptığı eylemler ayrıntılı olarak döneme ait Arab Bulletin’ de yayımlanmış. Bunlar araştırmacıların incelemelerine açık. Burada isyanı ve yapılanları ayrıntılı ele alacak değilim. Sadece Hicaz demiryoluna yapılan baskınlarla ilgili Lawrence’ in 1917 yılındaki anlatımlarından Arab Bulletin’ de yer alan kısa bir bölümü bilgi için paylaşacağım:
“24 Mart’ta Bueir’de 60 ray dinamitlendi ve telgraf iletişimi kesildi.
25 Mart’ta Abu El Naam’da 25 ray dinamitlendi, top ateşi ile su tankı ve 2 istasyon binası kullanılamaz hale getirildi, 7 vagon ahşap ambar ve çadırlar tahrip edildi, telgraf hatları kesildi, lokomotif kullanılamaz hale getirildi.
27 Mart, İstablantar, 15 ray dinamitlendi ve telgraf hatları kesildi.
29 Mart, Jedhah, 10 ray dinamitlendi, telgraf hatları kesildi ve 5 Türk öldürüldü.
31 Mart, Bueir, 5 ray dinamitlendi, telgraf hatları kesildi.
3 Nisan, Hedia, 11 ray dinamitlendi, telgraf hatları kesildi.
5 Nisan, Mudahrij, 200 ray havaya uçuruldu, 4 gözlü kemer köprü yıkıldı, telgraf hatları kesildi.
6 Nisan, lokomotif geçici olarak hizmet görmez hale getirildi.
6 Nisan, Bueir, 22 ray söküldü, demiryolu alanındaki menfez havaya uçuruldu, telgraf hatları kesildi. Operasyonlar süresince yaklaşık 36 Türk [askeri] öldürüldü, 76 esir aldık.”
***
28 Mart 1917’ de Lawrence, Fransız Yüzbaşı Raho idaresindeki grupla da demiryolu baskınlarına katılmıştı. İngilizlerin yanı sıra Raho, Prost, Kernag, Zamori gibi Fransız subaylar da isyancı Araplarla birlikte ray, köprü yıkma, tren devirme gibi eylemlerde yer almışlardı.
30 Mart 1917’de Lawrence idaresindeki iki top ve makinalı tüfeklerle takviye edilmiş 230 kişilik büyük bir asi grubu, Medine’ye 160 km uzaklıktaki Ebülnaim istasyonuna saldırmış; bu saldırı neticesinde yaklaşık 40 metre uzunluğundaki ray tahrip edilmiş, dört muhafız da şehit edilmişti.
6 Temmuz 1917’de Nasir, Auda ve Lawrence beraberlerindeki 2.000 kuvvet ile Akabe'yi ele geçirdi. 600 tutuklu içinden Alman ve Türk esirler Mısır'a nakledilirken, Arapların çoğu Şerif ordusuna katıldı. Akabe seferi sonunda 700 Türk ve dört Arap hayatını kaybetti.
Burada söz etmeden geçmek istemediğim bir olayda da şöyle: 10 Aralık 1918’ de, Filistin askerî üs bölgesi yakınlarında Surafend al- Amar’ da, bir Anzak askeri, hırsızlık yaparken yakalanan bir yerli tarafından öldürülünce, Anzak Kolordusu tarafından köydeki tüm erkekler kurşuna dizildi ve süngülendi. Evler ateşe verilerek tüm köy yerle bir edildi, ardından komşu bir Bedevi kampı da saldırıya uğradı.
Konu anlatmakla bitecek gibi değil. Özetle bile olsa okuma sabrını zorluyor. Şimdilik bu kadar olsun.