Saygıdeğer okurlarım;
Geçen haftaki yazıma devamla, yazarımız Serhat Kestel hanımefendinin Yalova Kaplıcaları Termal Müstecirliği hakkında bilgi edindikten sonra neden bıraktınız sorusuna da cevaben, tadilat işleri bittikten sonra sıra gelmişti açılışa.
Beyaz kıratımla İzmit Körfez Gazetesine teferruatlı reklam verdim. O sıralar İstanbul’da olan Atatürk, arkadaşları ile Yıldız Lale (Sale) Köşkünde otururken benim ilanıma gözü takılıyor paşamın. Kılıç Ali, Recep Zühtü, Bozüyüklü Salih, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Hoppeli Hasan Cavit’le beraberler.
Atatürk’ün arkadaşlarına, ‘Bu ilan nerenin ilanıdır’ sorusuna Bozüyüklü Salih, ‘Yalova kazasında bir kaplıca var oranın ilanıdır’ deyince Atatürk bir daha ilanı dikkatlice inceler. İtalya’nın Roma şehrinde yapılan şifalı sular yarışmasında birincilik alarak altın madalya ile ödüllendirilmiştir ibaresinin heyecanı ile sabaha kadar uyuyamaz.
Çünkü eklem romatizması teşhisi ile Çek Cumhuriyetinde bulunan Karlovivari Kaplıcalarına karayolu ile gidip gelse de hiçbir netice alamaz. ‘Burnumuzun dibinde altın madalya ile ödüllendirilmiş kaplıcamız varken boşu boşuna yıllarca karayolu ile gidip gelmişim’ der. ‘Sabah erkenden Savarona’yı hazırlayın denize açılacağız, arkadaşlara da haber verin’ diyerek Adalara gelirler.
Sonra vapurun dümeni Yalova’ya çevrilince arkadaşları, Paşa dünkü ilanın olduğu yere gidiyor derler, gizlice Yalova Kaymakamını arayıp, Atamızın kaplıcalara geleceğini haber verirler. Onlarda Müstecir Tevfik Çavuşu arayarak bilgilendirirler.
Büyük babam Tevfik Çavuş’ta, Akköy’den boynuzu dört burma bir koç aldırır. Atatürk koçun yanına gelir, kayan gözü ile bana bakarak, ‘Kesmeyin azad ettim’ der.
Şahsen neşeli, muhabbetli, zevkli bir adamdı Atatürk. Kurşunlu banyoya girerek yarım saatten fazla suda kaldı, çıkışında hemen giyinip gitmek isterken kendisine müdahale ile, ‘Aman Paşam teriniz kurumadan sakın dışarı çıkmayın, bu suyun faydasını değil zararını görürsünüz’ deyince duraklayıp bana ikinci defa dikkatli baktı ve havlulara sarılarak 1 saat uykuya daldı, uyanınca da hemen apar topar giyinerek yola koyuldu.
Ertesi gün kardeşim Kadir koşarak yanıma geldi, ‘Telefonda Atatürk’ün yaveri var seni istiyor’ deyince, ‘Buyurun ben Tevfik Çavuş’ yaver kısık bir sesle, ‘Atatürk yarın tekrar kaplıcaları ziyarete gelecek, kalmak ihtimali vardır’ deyince bende Yaveren Köşkünü hazırlattım.
Gelir gelmez beni görmek istemiş bende 15 yıllık askerlik tecrübemle emri aliniz Paşam diyerek huzuruna gitti. Atatürk, ‘Söyle bakalım Tevfik Çavuş bu kaplıca suyunun mahareti nedir, iki akşamdır yıllar sonra ağrı çekmeden uyumuşum’ deyince başlamış anlatmaya. ‘Paşam buraya gelen hastalardan ve araştırmacılardan öğrendim ki suda kalmak başka sudan çıktıktan sonra korunmak bir başka. Onun içindir ki size müdahale ettim kusura bakmayın’ deyince, ‘Bak Tevfik Çavuş seni sevdim bundan sonra bana resmiyeti bir kenara bırakıp da arkadaş olursan kusuruna bakmam’ der.
Sonrasında Atatürk yıllarca Termal’de kaldığı zamanlarda mümkün mertebe beraber olduk. Tereyağı, süt, yumurta ihtiyacını hanım hallederdi. Hatta bir gün bana İnönü’den bahsederek, ‘Aranız baya iyi imiş, karşılıklı sohbetinize doyum olmuyormuş ne dersin’ deyince, ‘Paşam bizim sohbetimiz tek taraflı, o konuşuyor ben dinliyorum’ deyince ilk defa bu kadar çok güldüğüne şahit oldum.
‘İsviçre’nin Lozan şehrindeki antlaşmaya yolladım, çünkü başarılı olacağına inanıyordum’ demesini ben 2 saat sonra anlayabildim.
Yine bir gün sohbetimizin arasında arkadaşlara, ‘Burası için bazı projeler yaptırdım, sil baştan ne yapabiliriz’ diye. Baktık ki bu projenin altından kalkarsa ancak devlet kalkar kanaatine vardık. Neticede, ‘Seni ve çalışanları mağdur etmeden bir tesisi kendine bırakarak burasını Sağlık Bakanlığına devretmeni istiyorum ne dersin’ deyince, bende devletin emanetini yine devlete huzur içinde bırakmak beni de mutlu eder diyerek tokalaştık. Müstecirliğimin sona ermesi de bu şekilde oldu sayın yazarım deyip bizde tokalaştık.
Saygılarımla.