GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

İlk Türkçe Kur’an tercümesini (Yasin suresi tercümesini) İstanbul’ da Yerebatan Camisi’ nde okuyan, 1930'dan ölümüne kadar Atatürk’ün yanında bulunan, 1886-1966 yılları arasında yaşamış Türk bestekâr, hanende Hafız Yaşar Okur anlatıyor:

***

Atatürk, her yıl Çanakkale’de şehitlerimiz için bir mevlid-i şerif okuttururlardı.

1932 yılında okunacak mevlidin, Şehit Mehmet Çavuş Abidesi önünde ve İstanbul’un en meşhur hafızlarının iştirakiyle, görkemli bir şekilde yapılmasını emretmişlerdi.

Bu durumu, ayrıca İstanbul Müftüsü Hafız Fehmi Efendi’ye de telefonla bildirmişlerdi.

Mevlitten bir gün önce bu iş için ayrılan ve Atatürk’ün kendi seyahatlerinde kullandıkları Gülcemal vapuruna gittik.

Süleymaniye Baş Müezzini Hafız Kemal, Saadettin Kaynak, Beşiktaşlı ve Sultan Selimli Rıza beyler, Hafız Burhan, Beylerbeyli Fahri, Vaiz Aksaraylı Cemal, Muallim Nuri gibi birçok ünlü hafız, birçok gazeteci ve fotoğrafçılarla vapur hıncahınç dolu olarak akşam saat 7’ de Çanakkale’ye doğru hareket ettik.

Gece yatsı namazından sonra vapurun salonunda iki hatm-i şerif ve bir mevlid okundu.

Sabahleyin Gelibolu’ya geldik.

Büyük bir kalabalık bizi iskelede karşıladı.

Sonra, otobüslere binilerek Şehit Mehmet Çavuş Abidesi’ne gidildi.

Etraf bayraklar ve defne dallarıyla süslenmiş; kadın, erkek çok büyük bir kalabalık etrafı doldurmuştu.

On hafız hep bir ağızdan önce tekbir aldık. Sonra tevşih okundu. Sonra da hafızlar sırayla kürsüye çıkıp mevlidi okumaya başladık.

Ben, Veladet Bahri’ni okurken kapalı ve bulutlu olan hava birden bozdu ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı.

Ben okumaya hiç kesmeden devam ettim.

En sonunda, İstanbul Müftüsü Hafız Fehmi Efendi çok güzel bir dua ile mevlidi bağlatıp şehitlerimizin mezarlarını da ziyaret edip, İstanbul’a döndük.

Ertesi akşam Dolmabahçe Sarayı’nda Ata’nın huzuruna çıkıp mevlidi etraflıca anlattım.

Ayağa kalktı ve heyecanla elini masaya vura vura,

“Aferin hafızım. Aferin sana. Din ve vazife ciddiyetini herkese göstermişsin, yağmurda bile görevin devam etmişsin. Aferin sana. Aferin sana!” diye beni defalarca tebrik etmiş ve kutlamışlardı.

(Kaynak: Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul, Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Truva Yayınları 2009, 8. Baskı, s. 164)

Atatürk diyor ki:

“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.”

“Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir!”

***

KISA KISA

ŞEHİTLER ASIL UNUTULDUKLARINDA ÖLÜRLER

29 Ağustos 2011: Mardin’ in Midyat ilçesine 15 kilometre mesafede bulunan Şenköy beldesindeki geçici köy korucuları, önceki akşam Sarıkaya köyündeki nöbet değişiminden dönerken jandarma karakolu önünde pusuya düşürüldü. Çapraz ateşe maruz kalan geçici köy korucusu Abdülkadir Duruş şehit oldu, 3 korucu da yaralandı.

Bu vesileyle, Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun yakın silâh arkadaşları başta olmak üzere, bu ülkenin birlik ve bekası için can veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Mekânları cennet olsun, nur içinde yatsınlar.

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.

“NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE!”