Her şehrin farklı bir kültürü, farklı bir hafızası ve farklı bir dokusu vardır. Yalova 81 ilden insanların bir arada yaşadığı butik bir kent. Yalova’nın böyle bir dokusunun olmasının en önemli sebebi ise elbette ki 3 büyük kentin arasında olmasından kaynaklanıyor. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren Yalova göç alan bir kent olmaya başladı. Yalova’ya gelen her vatandaşımız bu kentin bir parçası oldu ve şehrimizin dokusuna, kültürüne ayak uydurdu, katkı sağladı.
Bazı şehirler vardır; sokaklarından geçerken yalnızca binaları görmezsiniz. Kentler yenilense de geçmişte su içtiğiniz bir çeşme anılarınızda canlanır. Her sokakta geçmişten size bir iz bırakan insanlar vardır. Sabahın ilk ışıklarıyla dükkanını açan esnafın birbirine söylediği hayırlı iş duası sokakları çınlatır. Pazara gittiğinizde sadece pazarcı esnafıyla değil; köyünde, tarlasında yetiştirdiği ürünleri sergileyen eli nasırlı köylülerimizle karşılaşır en koyu sohbet edersiniz. İşte Yalova tam da böyle bir şehirdir.
Yalova’yı Yalova yapan sadece denizi, kaplıcaları, sahili ya da lokasyonu değildir. Bu kenti asıl değerli kılan; toprağı, üreticisi, esnafı, köyleri, mahalleleri, eski sokakları, aile hikayeleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan kent hafızasıdır.
Fakat bugün hepimizin sorması gereken önemli bir soru var: Yalova büyürken kendi hafızasını koruyabiliyor mu?
Çağımız değişiyor. Kültürler değişiyor. Alışkanlıklar değişiyor. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken sosyalleşmemizi günden güne geriletiyor, bazı değerleri unutmamıza sebep oluyor.
Elbette şehirler gelişecek. Yeni yollar yapılacak, yeni konutlar inşa edilecek, nüfus artacak, ihtiyaçlar değişecek. Buna kimse karşı çıkamaz. Ancak gelişmek başka bir şeydir, kimliğini kaybederek büyümek başka bir şeydir. Bir şehrin her boş alanını betonla doldurmak, tarım toprağını arsa hesabına mahkum etmek, mahalle kültürünü apartman kalabalığına teslim etmek gerçek kalkınma değildir.
Yalova küçük ama kıymetli bir şehir. Bu küçüklük aslında bizim en büyük avantajımızdır. Çünkü halen birbirini tanıyan insanlar var. Halen köyüyle, pazarıyla, üreticisiyle, esnafıyla bağını tamamen koparmamış bir kent yapımız var. Ama bu bağı korumazsak yarın çok geç olabilir.
Bugün bir tarım alanı imara açıldığında sadece bir toprak parçasını kaybetmiyoruz. O toprakla birlikte bir üretim kültürünü, bir aile emeğini, bir geçim kapısını, bir kentin gıda güvenliğini de kaybediyoruz. Bugün küçük esnaf desteklenmediğinde, yalnız bırakıldığında sadece bir dükkan kapanmıyor; o dükkanla birlikte mahallenin sohbeti, güveni, dayanışması da yok oluyor.
Eskiden mahallede herkes birbirini tanırdı. Bakkal, manav, kasap, zahireci, çiftçi, zanaatkâr; hepsi kentin yaşayan hafızasının bir parçasıydı. Bugün ise şehirler birbirine benzemeye başladı. Aynı tabelalar, aynı beton bloklar, aynı plansız büyüme anlayışı… Oysa Yalova’nın başka şehirlerin kopyası olmaya değil, kendi ruhunu koruyarak gelişmeye ihtiyacı var.
Burada yerel yöneticilere, siyasetçilere, meslek odalarına, sivil toplum kuruluşlarına ve biz vatandaşlara büyük sorumluluk düşüyor. Belediyecilik sadece asfalt dökmek, kaldırım yapmak, bina ruhsatı vermek değildir. Belediyecilik aynı zamanda bir kentin hafızasını korumaktır. Tarım alanlarını, yeşil dokuyu, mahalle kültürünü, tarihi yapıları, yerel esnafı ve üreticiyi geleceğe taşımaktır.
Yalova için artık daha dikkatli, daha vicdanlı, daha uzun vadeli bir şehircilik anlayışına ihtiyaç var. Günlük kazançlara, kısa vadeli rant hesaplarına, plansız büyümeye teslim olmayan bir anlayış… Çocuklarımızın yarın “Burada eskiden ne vardı?” diye sormayacağı, aksine “İyi ki korumuşlar” diyeceği bir Yalova bırakmak zorundayız.
Çünkü kent hafızası dediğimiz şey yalnızca eski fotoğraflarda kalan bir nostalji değildir. Kent hafızası; bir toplumun kimliğidir. İnsanların aidiyet duygusudur. Geçmişle gelecek arasındaki köprüdür. Bu köprü yıkılırsa, geriye sadece kalabalık kalır; ama şehir kalmaz.
Yalova büyüsün, gelişsin, güçlensin. Buna hepimiz isteriz. Ama Yalova büyürken toprağını kaybetmesin. Esnafını unutmasın. Köyünü, üreticisini, mahallesini, komşuluğunu, yeşilini ve geçmişini betonun altında bırakmasın.
Unutmayalım! Bir kentin değeri yalnızca metrekaresiyle ölçülmez. Bir kentin gerçek değeri, hafızasında saklıdır.
Ve biz bu hafızaya sahip çıkmazsak, yarın çocuklarımıza anlatacak bir Yalova bulamayabiliriz. Eskiden bayramlar şöyleydi, çocukluğumuzda şurada top oynardık diye bugün çocuklarımıza biz nasıl anılarımızı aktarıyorsak, onlarda gelecek nesillere AVM’lerde yaptıklarını değil mahalle kültürünün nasıl bir şey olduğunu anlatabilsin.