Dünyanın çeşitli bölgelerine olduğu gibi güzel ülkemizin dört bir tarafında da aşırı yağışlar ve sel baskınları yaşanıyor.

Evler yıkılıyor, tarım arazilerini, endüstri bölgelerini, sanayi tesislerini, hatta kent merkezlerini aşırı yağışlar yaşanmaz hale getiriyor.

Yıkılan köprüler şehir içi ve şehirlerarası trafiği aksatıyor, bir bakıma yaşam duruyor.

Merkezî ve yerel yönetim kadrolarındaki görevliler elbette nerede ne yapılacağını iyi bilirler, buna inanıyorum.

Ben sade bir vatandaş olarak gözlem ve önerilerimi paylaşmak isterim.

Bir kere Osmanlı ya da Roma döneminde yapılan köprü ve geçitler, aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen olduğu gibi sapasağlam duruyor ve hizmete devam ediyor.

Dikkat edin, hemen hepsinde aşırı sele karşı “Selyaran” lar var, bunlar suyu bölüyor ve taşkın hızını yavaşlatıyor. Bu köprüler toprak seviyesinde değil, kavisli… Ortada yükseliyor. Bu durum selin getirdiği molozlara karşı da köprüyü koruyor.

Bu durum Anadolu’ nun her tarafında böyle…

Bir de günümüzün köprülerine bakın!

Hemen hepsi yol seviyesinde ve alçak. Selyaran zaten yok!

Dolayısıyla her yağmurda bir sorun yaşanıyor.

Neden yeni yapılan köprülerde sel taşkınlıklarına karşı bir önlem yok? Var da ben mi görmüyorum?

Örneğin Yalova’ da kent merkezindeki dere üzerinde bulunan köprüler yıkılsa ne yapılacak, var mı düşünülen bir önlem?

Ya da Allah göstermesin bir deprem anında köprülerin yıkılması durumunda alınacak önlemler belli mi?

Yalova’ da aşırı yağışlardan sonra oluşan sellerde suların neredeyse köprünün üstünden akar duruma geldiğini pek çok kez gözlerimle gördüm. Aşırı yağışlarda oluşacak sel baskınları göz önüne alınmamış gibi gözüküyor ya da bana öyle geliyor.

Yine aklıma takılan bazı sorulardan söz etmek isterim.

Yalova merkezinde ve il hudutları içinde sel ve taşkınlıklarının olabileceği varsayılan bölgeler belirlendi mi; buralarda ne gibi önlemler alındı ya da alınıyor? Taşkınları yönlendirileceği bölgeler ve usuller belirlendi mi?

5393 saylı Belediye Kanunu Madde 53’ e göre:

“Belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum plânlarını yapar, ekip ve donanımını hazırlar.”

Yazımın başında belirttiğim gibi, elbette konunun yetkilileri elbette gereken plânlarını yapmışlar ve önlemlerini almışlardır.

Televizyonlarda afet görüntüleri insanın içini ürpertiyor ve doğal olarak insan kendi yaşadığı ortamı düşünüyor.

Tabi bir de kuraklık olma ihtimalî çok yüksek!

Bu durumda şimdiden nelerin yapılması gerektiği plânlandı mı, plân uygulanıyor mu, bu konuda iş takip cetvelleri var mı?

Her zaman tekrarladığım gibi, “Yöneticinin görevi günü kurtarmak değil, ileriyi görerek ona göre önlem almaktır.”

Düşüncelerimi samimî olarak paylaştığım için umarım hoş görülür!

Sonuçta hep beraber Yalova’ da yaşıyoruz.

Burası bizim yaşadığımız topraklar…

*

GÜNCEL BİR DEĞERLENDİRME:

Lider yöneticidir ama her yönetici lider olamaz.

Lider/Yönetici geleceği görendir, günü geçiştiren değil. Geleceği gören Lider, önlemlerini zamanında alır.

Bir Liderin/ Yöneticinin kıratı- kalitesi, olaylar ters gitmeye başladığında gösterdiği tavırda gizlidir.

Lider/ Yönetici, kriz çıkaran değil, krizi yöneten yani önleyen kişidir!

Ünlü Strateji ustası ve askerî bilge Sun Tzu şöyle der: “Gerçek zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir. Gerçek önder savaşmadan kazanan önderdir.”

*

Şehitlerimizi asla unutmayın, onların neden ve nasıl şehit olduklarını da…

Şehitler asıl unutulduklarında ölürler.

***

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.

Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!

Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!