GÜNAYDIN DeğerliOkurlar,
Ramazan ayı, İslâm dininde büyük bir öneme ve fazilete sahip olan bir aydır. Bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, oruç ibadetinin farz kılındığı ve manevî anlamda müminlerin Allah'a yakınlaşma fırsatı bulduğu özel bir zaman dilimidir.
Ramazan, kişinin Allah ile olduğu kadar beşer ile münasebetlerinin de zirve yaptığı aydır. Sohbetlerin vazgeçilmezi anlatılan ramazan fıkralarıdır. Fıkralar bile bir nasihat içindir ve dinleyenleri güldürürken düşündürür, unuttuklarını hatırlatır, hoşgörülü olmayı öğretir.
TİRYAKİNİN HALİ
Tiryaki olmayan bilmez. Bir tiryakiye, tiryakisi olduğu şeyi içmesine izin verilmesi karşılığında ondan üç ay oruç tutması istense kabul edebilir. Eskiden ramazanın geldiği hilâle bakılarak anlaşılırdı. Hilâl görünmeden kimse oruca başlamazdı.
Tiryakinin biri de bunu bildiği için oruca başlamamak ve hilâli görmemek için evin perdelerini sıkı sıkı kapatırmış ve gece dışarı çıktığında kafasını hilâli görüp oruca başlamamak için hiç yukarı kaldırmazmış.
Eh, nereye kadar kaçacaksın be adam! Bir su birikintisinin yanından geçerken hilâlin yansımasını görünce dayanamamış:
-Hey mübarek! İlla gözüme mi gireceksin? Anladık Ramazan başladı!
TİLKİ’NİN ORUCU
Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında bir geyik budunun asılı olduğunu görür. Açtır ama şüphelenir, kontrol edince tuzağı anlar. Çünkü geyik budu iple bir bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu ve yatan tilkiyi görür. Tilkiye sorar:”N’apıyorsun dostum?”
Tilki cevap verir:”Hiiçç… Yatıyorum.”
–Burada bir but var.
-Evet var.
-Neden yemedin?
Tilki sakince cevap verir; ”Bugün oruçluyum.”
Kurt kendinden emin: ”Ben yiyeyim o zaman.”
Tilki; “Buyur afiyet olsun.” der.
Kurt, buda uzanır uzanmaz bir patlama ile ortalık toz duman olur. Kurt yaralı, perişan halde yatarken, tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt; ”Hani sen oruçluydun?” deyince tilki pişkin pişkin; “Biraz önce top patladı duymadın mı?” diye yanıtlar.
SEN NE İŞE YARADIN?
Bektaşî ile Hacı Osmanlı, zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara…
Hacı af diler “şeytana uyduk kadı efendi”, der ve Hacı’ ya idam cezası verir.
Bektaşî’ye sıra gelir ve der ki “Kadı efendi ben gayrimüslimim, bana oruç farz değildir.”
Kadı Bektaşî’yi serbest bırakır.
Bektaşî kadıya sorar “Kadı efendi ben de şehadet getirsem, Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?”
Kadı efendi düşünür “Gâvuru Müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve Hacı’ yı da affeder.
Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra Hacı şaşırarak Bektaşî’ye sorar:
– Sen ne biçim adamsın be, bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık, deyip azarlar.
Bektaşî de,
– Gâvur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım be. Peki, sen ne işe yaradın?”
TERAVİHİ UNUTTU
Ramazan sadece ibadetine düşkün insanlar için değil, kalpazanlar ve üçkâğıtçılar için de bir fırsat ayı oluyor. Ramazanı fırsat bilen iki kafadar kadı kisvesine bürünerek köy köy dolaşıp sordukları birkaç basit soruyu bilemeyen köylüleri falakaya yatırıp paralarını alırlarmış. Meseleden kadı efendi haberdar olmuş ve kafadarları derdest etmiş. Yaptıklarının cezası olarak falakaya yatırılmış ve sabah namazı için dört değnek, öğle namazı için on değnek, ikindi namazı için sekiz değnek, bu akşam namazı için beş değnek, bu yatsı namazı için 13 değnek, toplamda kırk değnek vurdurup salmış.
İki kafadar köyden uzaklaşınca biri:
-Ayaklarım şişti, şurada oturup azıcık dinlenelim, deyince diğeri;
-Sakın durma! Şimdi dinlenmenin sırası değil. Kadı Efendi teravihi unuttu. Hatırlamadan uzaklaşalım.
***
Beraberliğin huzuruna, paylaşmanın mutluluğuna doyamadığımız, hayırlı, mutlu ve sağlıklı bir Ramazan ayı dilerim.
Atatürk diyor ki: “Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!” Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!