GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Burada tarihî olaylara pek girmek istemesem de, zaman zaman bazı olayları hatırlamak gerekiyor.

Malazgirt Meydan Muharebesi’nden ( 1071) bir yıl sonra, fetih hareketleri süratle gelişmiş ve Selçuklu orduları, kısa sürede Marmara Denizi kıyılarına ulaşmışlardı. Kutalmışoğlu Süleyman Şah da, 1075’te İznik’i alarak kendine başkent edinmiş; öte yandan Roma/Bizans’ ın içinde bulunduğu karışık durumdan yararlanarak devletin sınırlarını genişletmişti.

1081 yılında tahta geçen yeni İmparator I. Aleksios Komnenos (1081- 1118), ilk iş olarak Süleyman Şah’la bir antlaşma imzaladı. Bu yeni antlaşmaya göre Selçuklular’ la Bizanslılar/Romalılar arasında yeni hudut, Dragos Suyu idi.

Esasen bu antlaşma sonucunda Süleyman Şah, Marmara Denizi kıyılarına kadar hemen hemen bütün Anadolu’ya fiilen egemen olduğunu Roma/Bizans’ a kabul ve tasdik ettirmek suretiyle büyük bir başarı elde etmişti. Süleyman Şah’ın 1086’da ölümünden sonra, Anadolu Selçuklu Devleti bir süre iç karışıklıklara sahne oldu.

Bu durumu, 1096’da başlayan Haçlı Seferleri takip etti. Selçuklular, 21 Ekim 1096 günü, Dragon Vadisi (Yalakdere Vadisi)’nde başlayan bir akınla, Haçlıları pusuya düşürdüler ve müteakiben Kibotos’ ta kılıçtan geçirdiler. Asıl Haçlı Orduları bölgeye gelince, Selçuklular çekildiler. Ancak, Doğu’dan gelen Türk tehdidi her zaman kendini belli ediyordu. İmparator I. Aleksios Komnenos ( 1081- 1118), Helenopolis (Hersek) yakınlarındaki Kibotos’ u tahkim ettirdi.

İmparator I. Manuel Komnenos ( 1143- 1180) da, Pylai ( Çiftlikköy ) ‘de Pylai Kalesi ve surlarını inşa ettirdi ve bir takım Hristiyan göçmeni buraya yerleştirdi. Yalova yöresi, bundan sonra Osmanlı yönetimine geçinceye kadar Roma/Bizans hâkimiyetinde kaldı.

XIV. yüzyılın başlarında kurulan Osmanlı Beyliği, Batı’ya, yani Bitinya topraklarına doğru genişleme siyaseti izledi. Türk atlıları her fırsatta Marmara Denizi güney kıyılarına kadar indiler. Günümüzdeki Yalova ili toprakları içinde, Bizanslılar/Romalılar ile Osmanlı atlıları arasındaki ilk önemli çatışma, 1301’de, meydana geldi. Osmanlılar, ( Hersek- Boyalıca arasındaki vadide bulunan ve günümüzde bazı kaynaklarda Çoban Kale olarak tanımlanan) kaleyi tahkim ederek güçlendiren Romalıları kale dışına çekerek yendiler. Kaçabilenler Kale’ye sığınarak kurtuldular.

Bir sene sonra, Osmanlı atlıları, Bafeus Muharebesi’nde (27 Temmuz 1302) Roma/ Bizans güçlerini büyük bir mağlubiyete uğrattılar. ( Bafeus, “Sulak Yer” demektir; bir kale adı değildir.)

Vadideki (Çobankale olarak tanımlanan) kale ile (deniz kenarındaki) Yalakonya Kalesi yine elde edilemedi. Osmanlı atlıları, Yalova yöresine 1302, 1307, 1326 ve 1327 gibi yıllarda akınlar yapmalarına rağmen, yöre, kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine Yalakonya Kalesi ve Çoban Kale’nin düşmesinden sonra girdi.1337’de bu iki kalenin elde edilmesinden sonra, Emir Ali Bey, Yalova yöresini ele geçirdi. Türk atlılarının bölgeye sık sık yaptıkları akınlar -istila ve belki de kısmî yerleşim faaliyetleri, bu tarihten sonra hukukî meşruiyet kazanarak işgale dönüştü, sonunda da fetih tamamlanarak yörenin kontrolü tamamen Türkler’ e geçti.(*)

(*)( İşgal ve istila kavramları farklı anlamlar ifade eder. İstilada, bölgeye ganimet veya başka isteklerle gelen silâhlı güçler, isteklerini elde ettikten sonra oradan ayrılır ve ilişkilerini keserler. Bir bölgeyi işgal edenler ise orada kendilerine bağlı bir yönetim oluştururlar. Bir kaleyi, şehri veya ülkeyi ele geçirenler orada yerleşip kalırsa bunun adı eski tanımla fetih olur.)

Bu dönemde üzerinde durulması gereken bir konu, Türklerin bu yıllarda yörede olup olmadıkları ya da 1302’deki Bafeus Muharebesi’nden sonra yöreye yerleşip yerleşmedikleridir. Hayvancılıkla geçinen göçebe Türkmenlerin, sınırın ötesinde kalan verimli otlaklar nedeniyle, sürüleriyle birlikte zaman zaman Bizans/ Roma topraklarına girdikleri, düşünülebilir. Ancak, dönemi inceleyen tarihçilerden Donald M. Nicol, “Bizans’ın Son Yüzyılları” isimli kitabında, 1302’deki Bafeus Muharebesi’nden sonra, “...Türkler, Bitinya’ya yaptıkları bu ilk akın (Bafeus Muharebesi) sonucunda, bölgeye sürekli yerleşmiş değillerdi” demektedir.

Bafeus Muharebesi’nden 5 sene sonra, Romalı/Bizanslı Tarihçi Pahimeres, XIII. yüzyıl ortalarındaki refahtan ve dolaylı olarak da Sangaryos (Sakarya Nehri) doğusundaki dağlara yerleşmiş “ geniş toprakları büyük sürüleri olan “ köylülerden söz eder, ama bölgeyi çok iyi gezmesine rağmen, İzmit Körfezi güney kıyılarına yapılan yerleşmelerden bahsetmez. Aksine, “ Türkler’ in 1300’ler civarında, düzenli bir ordu tarafından değil, küçük düzensiz gruplarca akınlar yaptıklarını, ele geçirdikleri topraklarda sürekli kalmadıklarını, bölgeyi talan edip esir aldıktan sonra çekildiklerini” söyler.

Bafeus Muharebesi’nden sonra, bölgeden, belli sayıda köylüyle birlikte, toplumun seçkin tabakasının da kaçmış olduğu; bir kısım köylünün yerinde kaldığı, ancak savunma sisteminin bütünüyle elden çıktığı, sonucuna varılabilir. Örneğin, 1317 yılında, İznik’te savunanları takviye için, İstanbul’dan deniz yolu ile birkaç gemi dolusu Roma/Bizans askeri gönderilmiş; Gazi Abdurrahman( Nerede, ne zaman doğduğuna dair hiçbir bilgi yoktur.), toplayabildiği yiğitlerle kıyıya çıkanları imha etmişti. 1302 ‘den sonra, Türk atlılarının çeşitli zamanlarda bölgeye akınlar yaptığı biliniyor. Bölgeye Türkmenler yerleşmiş olsaydı ve bölgenin kontrolü Osmanlı’da olsaydı, bu akınlara gerek kalır mıydı? Ayrıca, Türklerin 1300’lerden itibaren bölgeye yerleştiklerine dair halen, en ufak bir bulgu ve bilgi yoktur. Örneğin, henüz 1650 ve öncesine tarihlenen bir mezar taşı ile karşılaşılmamıştır. Yine o dönemlere ait bir mescit, cami, medrese izi yoktur. Bölgede meydana gelen depremlerde bu yapıların yıkıldığı kabul edilse bile, en azından kitabeler, mezarlar- mezar taşları olurdu.

Dönemi belirten çeşitli haritalarda da, örneğin, Alfons de Lamartin’in Osmanlı Tarihi’nde, Osman Bey’in ölümünden sonra (1324/1326) Osmanlı topraklarını gösteren haritada, Yalova ili toprakları Osmanlı hudutları içinde değildir. Görülüyor ki, zaman zaman ganimet amaçlı taktik akınlarla oluşan istilâ hareketi, 1337’den itibaren yönetimin oluşturulmasıyla işgale dönüşerek hukukî meşruiyet kazanmış, arkadan fetih tamamlanarak yerleşilmiş; sonuçta Yalova yöresi vatan toprağı olarak benimsenerek Osmanlı toprağı olmuştur. Elbette İdris-i Bitlis’ i gibi, zaferleri kerametlere bağlayanlar da vardır ve elbette bu bir takdir ve değerlendirme meselesidir!

Yalova yöresi 1301, 1307, 1326 ve 1327 ‘de Osmanlı akınlarına uğramış, 1337’de kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Yalova’yı Osmanlı topraklarına katan, Emir Ali Bey’dir. Karamürsel Alp’ten sonra Kaptan-ı Derya olan Emir Ali Bey’in doğum yeri ve doğum tarihi bilinmemektedir. Ancak mezarı Gelibolu’ da Hamzakoy’ dadır.(Konu hakkında Zaman Tüneli’ nde Yalova kitabıma bakılabilir.)

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.