NOT: Yazı dizimizin bu bölümünde bir savaş ve savaş suçu olmasa da dizim sırasını koruma amaçlı olarak (…suçları-lll) başlığı kullanıldı.

AMERİKAN İZOLASYANYONCULUĞU

ABD'nin 19. yüzyılda Avrupa'nın iç işlerine karışmama ve Amerikan kıtasındaki Avrupa sömürgeciliğine karşı durma temeline dayanan yalnızlık politikasına (izolasyonizm) Monroe Doktrini denir. 1823'te Başkan James Monroe tarafından ilan edilen bu doktrin, "Amerika Amerikalılarındır" anlayışıyla ABD'nin Batı Yarım küredeki üstünlüğünü savunur.

Bu politika, I. Dünya Savaşı'na kadar ABD dış politikasının temel taşı olmuş, ancak zamanla ve özellikle 20. yüzyılda müdahaleci bir yapıya dönüşmüştür.

Bu hareketti doğru değerlendirebilmek için epeyce derine inmek ve hatta Birinci Dünya Savaşı koşullarına objektif olarak yeniden bakmak gerekir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri iç cephesi

Savaşı kazanmak için cephe gerisinde gıda malzemelerini, mühimmatı üretmek ve ekonomiyi ayakta tutmak için tüm nüfusun planlı ve disiplinli bir şekilde seferber edilmesi gerekiyordu.

Bütün bunlar için gerekli mühimmat ve gıda üretimi ve ayrıca propaganda araçlarını yönetmek ve yönlendirmek için 50.000 ila 1.000.000 dolar bütçeyle yeni çalışma gruplarına yönelik geçici kadrolar oluşturmuştu. Buna rağmen hükümet, 1917'de savaşın getirdiği muazzam ekonomik ve mali baskılara hazırlıksız yakalanmıştı.

Washington ekonominin doğrudan kontrolünü aceleyle ele aldı. Savaşın toplam maliyeti 33 milyar dolar ve bu, 1916'daki tüm Hazine gelirlerinin neredeyse 42 katıydı.

Bu tablo sonucu; ‘Amerikalılara gıda bütçelerinde tasarruf etmeyi ve aile tüketiminin azaltılmasını amaçlayan’ büyük bir kampanya başlatıldı.

İş Gücünde Kadınların Rolü

28 Temmuz 1914 tarihinde başlayıp 11 Kasım 1918 tarihinde sona eren I. Birinci Dünya Savaşında 116.000'den fazla Amerikan askeri hayatını kaybetmiş, ekonomik sıkıntı halkı perişan etmişti.

Birinci Dünya Savaşı sonrası, Amerika’nın tarihinde ilk kez, kadınların geleneksel olarak erkeklere ait işleri üstlenmesine tanık olundu. Birçok kadın, montaj hatlarında çalışarak mühimmat montajı yaptı. Bazı büyük mağazalarda ilk kez Afrika kökenli ve Amerika yurttaşı kadınlar kafeterya garsonu ve hatta asansör operatörü olarak çalışmaya başlamıştı.

ABD’liler ciddi olarak şu soruyla yüzleşti:

"Eğer Hitler İngiltere'yi yenerse ve İngiliz filosu yok edilirse, Atlantik kıyısında Hitler, Pasifik kıyısında Japonya ve Rusya varken, muhteşem ‘izolasyonumuzun’ akıbeti ne olacak?"

1930'larda Amerikan İzolasyonculuğu:

1930'larda, Büyük Buhran ve I. Dünya Savaşı'ndaki trajik kayıpların hatırası, Amerikan kamuoyunu yeniden ve yoğun olarak izolasyonculuğa doğru yönlendirmeye başladı.

İzolasyonistler; ‘Avrupa ve Asya’daki çatışmalara karışmaya ve uluslararası politikaya bulaşmaya’ karşıydılar.

Amerika Birleşik Devletleri okyanuslar ötesinde siyasi ve askeri çatışmalardan kaçınmak için önlemler alsa da; ekonomik olarak genişlemeye ve Latin Amerika'daki çıkarlarını korumayı sürdürmek zorundaydı.

· I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan deneyimler, Amerikanlı izolasyonistleri haklı çıkarıyordu. Çatışmanın sunucu, ABD çıkarlarının sınırlı olmasına karşın, ABD kayıplarının çok fazla olduğunu ortaya koyuyordu.

· Birinci Dünya Savaşı'nın ardından, Cumhuriyetçi Senatör Gerald P. Nye'nin bir raporu: ‘Amerikalı bankacıların ve silah üreticilerinin kendi çıkarları için ABD'nin savaşa katılmasını teşvik ettiğini iddia ediyordu.’

· HC Engelbrecht ve FC Hanighen'in 1934'te yayınlanan ‘Ölüm Tüccarları’ kitabı ve ardından 1935'te madalyalı Deniz Piyade Generali Smedley D. Butler'ın ‘Savaş Bir Dolandırıcılıktır’ adlı broşürü, savaş zamanı vurgunculuğuna dair halktaki şüpheleri artırdı ve kamuoyunu tarafsızlık yönünde etkiledi.

· Birçok Amerika yurttaşı ‘banka ve endüstri şirketleri tarafından; tekrar ve yeniden büyük bir fedakarlık istenmesine ve kandırılmaya karşı’ kararlı ve dirençli hale geldi.

· Dünya çapındaki ekonomik bunalımın gerçekliği ve iç sorunlara daha fazla dikkat edilmesi ihtiyacı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'daki sorunlu olaylardan kendini izole etmesi gerektiği fikrini daha da öne çıkardı ve güçlendirdi.

Sonuç olarak ‘Savaşlar arası dönemde’, ABD Hükümeti uluslararası sorun ve sorulara yanıt olarak katılım veya müdahale yerine sürekli olarak karışmamayı/yansız olmayı seçti. Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Kongre, ABD'nin Milletler Cemiyeti üyeliğini de reddetti.

1931'de Japonya'nın Mançurya'yı işgali ve ardından Kuzeydoğu Çin'in daha geniş bölgelerini kontrol altına alma çabası; ‘ABD'nin saldırganlık yoluyla ve uluslararası anlaşmaları ihlal ederek elde edilen toprakları tanımayacağını’ belirten Stimson Doktrini'ni oluşturmaya yöneltti. Stimson Doktrini ile ABD, doğrudan bir müdahale veya katılımda bulunmadan saldırgan eylemden duyduğu endişeyi dile getirmiş oluyordu.

İtalya'nın Etiyopya'yı işgali ve İspanya İç Savaşı da dahil olmak üzere, çatışmaların hiç birinde, ABD Hükümeti neredeyse hiçbir resmi taahhüt veya eylemle bulunmadı.

1935'te, Nazi Almanya’sının saldırgan manevraları nedeniyle Avrupa'da gerilimler artarken Kongre, Amerikan gemilerinin ve vatandaşlarının dış çatışmalara karışmasını önlemeyi amaçlayan bir dizi Tarafsızlık Yasası'nı yürürlüğe koydu.

İzolasyonistler; ilerici ve muhafazakârları, iş sahiplerini ve barış aktivistlerini kapsayan çok geniş bir gruptu. Uluslararası dayanışma yanlılarından tutarlı ve örgütlü bir muhalefetle karşılaşmadıkları için de ideolojileri ve hareketleri hep başarılı oldu.

Roosevelt, 1937 yılına kadar Kongre'deki izolasyonist grubun gücünü kabul etmiş gibi görünüyordu. O yıl, Avrupa'daki durum kötüleşmeye devam ederken, Asya'da İkinci Çin-Japon Savaşı başladı.

1939'da Avrupa'da yeni bir savaşın patlak vermesi bile, uluslararası karışıklıklardan kaçınma arzusunu hemen ortadan kaldıramadı. Bunun yerine, kamuoyu tam tarafsızlığı desteklemekten, savaşa fiili müdahale dışında Müttefiklerle sınırlı ABD yardımını desteklemeye doğru kaydı.

Aralık 1941'de Pearl Harbor'daki ABD Donanmasına yapılan sürpriz Japon saldırısı, Amerikalıların çoğunluğunu; Amerika Birleşik Devletleri'nin Müttefikler tarafında savaşa girmesi gerektiğine ikna etti.

ABD II. DÜNYA SAVAŞINA FİİLEN KATILIYOR

7 Aralık 1941 Pearl Harbor Baskınının ardından II. Dünya Savaşına katılan ABD hava kuvvetleri Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Japonya'nın şehirlerine hava saldırısı düzenledi.

Böylece 19. yüzyılda ‘Avrupa'nın iç işlerine karışmama ve Amerika kıtasındaki Avrupa sömürgeciliğine karşı durma temeline dayanan yalnızlık politikası (izolasyonizm)’ sona ermiş oluyordu.

Değerli okurlar bir sonraki yazım, ll. Dünya Savaşı olacaktır.

Sevgiyle, mutlulukla ve sağlıcakla kalın.