O Pazar günü kahvaltı yaparken Mayıs ayının getirmiş olduğu o yeşillikler, o ağacın yeşil yaprakları bende değişik duygular uyandırmaktaydı. Her bahar mevsiminde içimdeki o ‘’göçmen kuş’’ uyanır ve adeta kanat çırpmaya başlar: ‘’O yüksek rakımlı ormanlık tepelere yolculuğun da ucu göründü’’ der.

Hani ben buna ‘’baharı bekleyen kumrular gibi’’ şarkısını uygun görürüm. Yani Allahuekber Dağları’na seyahat etme isteği bende adeta bulaşıcı bir hastalık gibi nükseder, depreşir ve bu duygu seli beni alıp o beldeye sürükler.

Şair diyor ya…’’Şehrin uğultusundan bunalmış ruhumuzun/ Nadir duyabildiği taze bir heyecanla!’’ Aynen öyle…’’Taze bir heyecanla!’’ Ama gel gör ki o uzak beldeye kendi arabamla seyahat etmem elbette mümkün değil, zira o uzun yolculukta direksiyon sallamak beni oldukça yorar, yıpratır. En iyisi Serhatşehir’e uçakla gidip oradan bir araba kiralamak ve kendini kırlara, dağlara, ormanlara vurmak…Veya emanet etmek! Evet, bu sefer işi sıkı tutacağım ve kimsenin ağzına abone olmayacağım… En sevmediğim davranış şekli de ‘’birisinin ağzına bakmak!’’ Elbette mecazi anlamda söylüyorum bunu, zira başıma geldi de o seyahatte bir özgür kuş olma hayalim yerle bir oldu ve gittiğime de değmedi desem abartmamış olurum.

Hani o söz bunu tam karşılar diye düşünüyorum: ‘’Bizim it buraya bir balta getirdi mi!’’ Aynen buna benzedi o seyahatim. Neyse uzatmayalım, gitmeme daha iki ay varken ve henüz uçak bilti de alınmamışkek şu araba işini sağlama bağlayayım da diye düşünüyorum ve Sarıilçe’deki kadim dostum Nevzat’ı arıyorum…

‘’Alo Nevzatcığım nasılsın!’’

‘’Sağol değerli kardeşim iyiyim, sen nasılsın!’’

‘’Teşekkür ederim, hani geçen gün de demiştim ya, arabayı ayarlarsan ben ücretini göndereyim!’’

Gülüyor…’’Sen ücreti gönderme, geleceğin günü söyle, ben zaten ayarladım. Kiralama şirketinin sahibi samimi arkadaşımdır. Geldiğin gün buradan çıkıp seni havaalanından alacak. Geçen sene abine de aynısını yaptık, sen rahat ol!’’

‘’Bak iki yıl önceki soğuk sürprizi yaşamak istemiyorum, ayazda kalmayayım sonra!’’

‘’Sen rahat ol! Nasıl yani, başına ne geldi ki?’’

‘’Sorma, iki yıl önce yine Temmuz ayında, hem de Kurban Bayramı gününe uçak bileti almıştım. Aylar öncesinden de köydeki akrabamla anlaşmıştık. Arabasıyla beni Serhatşehir havaalanından alacaktı ve üç gün boyunca da arabasının anahtarını bana verecekti. Demiştim ki araba kiralama şirketinin günlük ücretini ben sana vereyim, senin arabanı kullanayım!’’

‘’Doğru, gayet mantıklı! Sonra ne oldu?’’

‘’Sorma, gitmeme üç gün vardı, eşi beni aramaz mı! Gelemeyecek seni almaya eşim!’’

‘’Yok ya!’’

‘’Aynen öyle Nevzat! Şaşırdım kaldım. Bayram günü Sarıilçe’de o sokak senin bu sokak benim diyerek taksi arayacakmışım da! Olacak iş mi hiç! Bir de adam öyle bir ücret ister ki o dağ yoluna!’’

‘’Haklısın! Sen ne yaptın peki?’’

‘’Seyahatimden vazgeçiyordum ki bir akrabamı daha arayayım dedim. O evet dedi ve gelip beni havaalanından aldı. Dağ yolundayız. Ona da aynı teklifi yaptım, arabasını kiralayacağım… Anlaştık.’’

‘’Eee!’’

‘’Gel direksiyona geç, köye kadar kullan dedi ve geçtim direksiyona. Bir ticari araba, galiba Doblo idi. Fakat gel gör ki Nuhi Nebi’den kalma bir araba adeta…Vites değiştiremiyorum, arabadan gacır gucur sesler gelmekte!’’

‘’Macera yaşamışsın desene!’’

‘’Hem de ne macera…Neyse kör topal kullandım ve köye vardık. Ertesi gün kahvaltıdan sonra gözünün içine bakıyorum ki anahtarı versin de aşağıdaki köye seyahat edeyim!’’

‘’Ne dedi?’’

‘’Sen bu arabaya alışık değilsin, bir kaza yaparsın sonra, vermeyeyim diyordu. Belki doğruluk payı vardı ama…’’

‘’Sen ne yaptın peki?’’

‘’Ne yapacağım, mecburen dağa taşa doğru tabana kuvvet yürüdüm. Sefilleri oynadım desem yeridir. Çok iyi ağırladılar beni, ama dağı taşı araba ile gezme sevdam adeta kursağımda kalmıştı!’’

‘’Yok, rahat ol, bu sefer özgür kuşlar gibi dağı taşı dolaşacaksın. Anahtarı ben kendi ellerimle teslim edeceğim sana!’’

Gülüyorum…’’Parama minnet! Anlayacağın şu misal…Derler ya yetim hırsızlığa çımış, ama ay akşamdan doğmuş! İki sene önce tam da bunu yaaşamıştım!’’

O da gülüyor…’’Rahat ol, bu sene yetimi mahcup etmeyeceğiz!’’

Karşılıklı kahkaha tufanı…

Son söz…’’Vardığın yer kör ise gözünü kapa!’’