GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Osmanlı Devleti’ nin tarih sahnesine çıktığı yıllara ait (halen bilinen) güvenilir kaynak eser yok denecek gibidir.

O döneme ait olayları kaleme almış üç Romaio tarihçi Pachymeres (1261- 1307), Nicephoras Gregoras ( 1204- 1359), John Kantakousenos( 1320- 1356) ile Arap gezgini İbn Batuta(1304- 1369) ve İranlı tarihçi İbn Bibi (ü.XIII.yy) en çok tanınmış isimlerdir. Bunların da kitaplarında Osmanlılar hakkında bilgi ya yoktur ya da çok azdır ve yeterli değildir. Osman Gazi öncesine ait, yönetim kadroları/ gaziler, komutanlar vb. hakkında bilgi zaten yoktur.

( Romaio: Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki Anadolu’ da yaşayan Ortodoks Hristiyan halktır; Romaio: Helen ya da Grek değildir; Araplar, dillerindeki bir uygulamadan dolayı Romalılara Rum diyorlardı.)

Osman Gazi ile çağdaş olan ve Osman Gazi’ den ilk bahseden Georgios Pachymeres, Bafeus Muharebesi’ ni anlattığı kitabında “Türkler” ya da “Osmanlılar” demez, “Atman ve adamları”, “göçebeler” gibi tanımlar kullanır. Pachmeres’ in İngilizce ve Fransızcaya çevrilen eserlerinde ve bunların Türkçeye tercüme edilmiş yazılarında ise sanki Pachymeres yazmış gibi “Türkler” tanımı kullanılmıştır. Pachymeres’ in eserlerinde, doğal olarak, Türkler tarafından kullanılan Türkçe “Çobankale” veya “Koyunhisar” gibi isimler yer almaz.

İranlı tarihçi İbn Bibi’ nin “ El- Evamirü’l- Alâ’iyye fi’l Umuri’l- Alâ’iyye” adlı eserinde Osmanlı öncesi, daha çok Anadolu Selçuklu dönemi anlatılır.

1330’ da Anadolu’ yu gezen ve fetihten bir sene sonra Bursa’ yı ziyaret eden Arap tarihçi İbn Batuta, seyahatnamesinde o döneme ait pek çok olaydan söz etmesine rağmen, Osmanlı hakkında çok az bilgi vermektedir.

Ancak Batuta, Anadolu’ ya “Türk ülkesi” ve ülke insanlarına “Türkler” demekte; Anadolu’ nun hemen her yerinde Türkçe konuşulduğundan söz etmekte ve o dönemde Anadolu’ da Türk kadınları hakkında “Bu ülkede kadınlar erkeklerden kaçmazlar” diyerek Türk kadınının toplumdaki yaşayışa katkılarını övmektedir.

Osmanlı hemen öncesi, Anadolu Selçuklu dönemini anlatan önemli bir kaynak: Edessa (Urfa)’ lı Ermeni tarihçi Mateos’ un (ölümü 1144) Vekayi-nâmesi’ dir. Kaynak eser ülkemizde “Urfalı Mateos Vekayi-Nâmesi (952- 1136) ve Papaz Grigor’ un Zeyli ( 1136- 1162)” adıyla tanınır.

Osmanlı’ nın hemen öncesi, Anadolu Selçuklu dönemi ve Anadolu’ daki Türkler’ i anlatan bir diğer önemli kaynak da, Süryani Mihail (Mihael) Vekayi-nâmesi’ dir. Malatya Süryani Patriği Mihail (1126- 1199) tarafından kaleme alınmıştır. 1166 yılında Patrik seçilen Mihail, 1195’ e kadar olan olayları anlatır.

Kısacası, tarihçiler açısından Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılları oldukça karanlıktır. Özellikle de Ertuğrul Gazi ile Osman Gazi dönemi söylencelerden ibarettir; o döneme ait olaylar bu söylencelerden yola çıkılarak “Gerçek” ve “Doğru” olarak anlatılamaz!

Dönemi aydınlatması gereken kaynaklar yetersiz olduğu gibi, verilen bilgilerin de tatminkâr/ doyurucu bulunmaması, araştırmacıların farklı yorumlarına neden olmaktadır.

Problem, bu sayılı kaynakların doğruluk/ sıhhat derecesindedir. Erken dönem Osmanlı tarihinin güvenilir bir kronolojisi de yoktur.

Osmanlı kökenli tarih yazıcılarına ait varlığı bilinen en eski Osmanlı Tarihi, (söylencelere göre) Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih’e ait olan “Menâkibnâme-i Âl-i Osmani” dır. (Söylencelere göre) Yahşi Fakih, babasından duyduklarıyla yaklaşık 1405’te bir “Menâkibnâme” yazmıştır. Söylence diyerek söze girmemin nedeni, böyle bir eserin günümüzde mevcut olmadığıdır. Kayıp olduğu ifade edilmektedir. Çağdaş tarihçilerden bunu gören yoktur. Metinleri günümüze ulaşmamıştır.

İlk dönemleri anlatan bir başka eser, XV’ inci yüzyılın başlarında, yani Osman Gazi’ den yaklaşık 100 yıl sonra yazılmış olan Şair Ahmedî’nin “İskendernâmesi” dir. Asıl adı Taceddin İbrahim bin Hızır (1334- 1412) olan, hekimliğiyle ünlü Osmanlı Divan şairi Ahmedî’nin 1390 yılında tamamladığı İskendernâme’ de, eserin sonunda manzum olarak “Dasitan-i Tevarih-i Mülûk-ı Âl-i Osmân” adıyla Osmanlı tarihine de yer verilmiştir.

Osman Gazi dönemine ait önemli bilgiler veren bir başka tarihçi, 1400- 1484 yılları arasında yaşamış Âşıkpaşazâde’ dir. Genel kabul gören inanışa göre, muhtemelen 1413 yılında Yahşi Fakih’in evinde misafir kalan Âşıkpaşazâde, burada Yahşi Fakih’in kitabını görüp okumuş, aradan yıllar geçtikten sonra, 1476 yılından itibaren (Fatih döneminde) yazmaya başladığı Âşıkpaşazade Tarihi ya da Tevarih-i Âl-i Osman adındaki ünlü tarih kitabında, bu Menâkibnâme’ den geniş ölçüde yararlanmıştır.

Kendi açıklamasına göre kitabında yer verdiği, I. Bayezıd’e (Yıldırım) kadarki olayları Yahşi Fakih’ ten, sonraki olayları ise Demirtaş Paşa’ nın oğlu Umur Bey ile başkalarından dinleyip derlemiş, II. Murad’ ın tahta çıkmasından sonraki olayları da gözlemlerine dayanarak yazmıştır.

Kısacası Osman Gazi’ den 160- 170 yıl sonra yazılmaya başlanan bu kitapta ve bu kitaptan yararlanılarak yazılan diğer kitaplarda duyulanlar yazıldığı yani duyumlardan yola çıkıldığı ve kaynak da verilmediği için doğal olarak anlatılanların gerçek ve doğruluğu yoruma tabidir. Karanlıklar içindeki XIV. yüzyıl olayları sonradan XV. yüzyılda derlenip anlatılmıştır. Artık nasıl anlarsanız!

“Anonim Tevârih-i Âl-i Osman” lar da, sonraki yıllarda yazıldıkları ve çoğu zaman da menâkibnâmelere dayandıkları için, günümüzde, tarihi olayların değerlendirilmesinde tereddütlere neden olduğu açıktır.

Fazla tarih bilgisi sıkıcı olur bilirim ama hoş görün söz etmeden duramadım.

GÜNÜN SÖZÜ: “ Hiç çalmadım, günah olduğu için değil, karaktersizlik olduğu için. Muhtaçlara yardım ettim, sevap olduğu için değil, insan olduğum için. Hiç rüşvet almadım, haram olduğu için değil, etik olmadığı için. Yani, insan olmak için, önce vicdanımız olmalı.” Prof. Dr. Aziz Sancar.

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.