GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Şu dünyadaki en büyük zenginliklerden biri nedir biliyor musunuz?

Güzel bir dostunuzun olması!

Şartsız, sebepsiz seven, canını, malını, varını yoğunu, her şeyini gözünü kırpmadan ona emanet edebileceğiniz bir dost.

Ben böyle bir dostluk gördüm.

6 Şubat depremi sürecinde Adıyaman’ da…

Böyle bir yirmi beş, otuz gün geçmiş depremin üzerinden… Arkadaşlarla beraber bir şeyler hazırlıyoruz. Çadır kentleri filân geziyoruz.

Her gittiğimiz çadırda da moralimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz. Ki orada ki insanlara moral verelim. Şakalaşıyoruz onlarla… Çocuklarla falan oynuyoruz.

Böyle çadır kentlerden birine gittik. Bir baktım ileride bir çadır. Ama çadırın önü o kadar güzel ki… Böyle küçük küçük tenekelere çiçekler koymuşlar. Rengârenk çadırın önü…

O çadıra doğru yürümeye başladım.

Çocuklar falan oynuyorlar çadırın önünde…

Kırk yaşlarında bir abla gördüm orada…

Kadın dikkatimi çekti. Çünkü genelde insanlar böyle kolu kanadı kırılmış, mahzun… Kadın hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Çadırın önünü falan temizliyor. Selâm verdim, hal hatır sordum. “Nasılsın abla?” “Şükür, iyiyim” dedi. Böyle biraz neşelensin diye anlamlı anlamsız konuşuyorum.

Dedim, “Abla ne güzel böyle rengârenk yapmışsın burayı çiçekler falan. Çok seviyorsun herhalde çiçekleri?”

Abla biraz durdu, çiçeklere baktı. Sonra bana dedi ki, “Çay içer misin?”

“İçerim” dedim. Abla… Güzel bir ortam… Çiçekler falan rengârenk… Sıcak bir çay… Zaten hava soğuk... Gitti çadıra… Tüpün üzerine bir çay demlemiş. Oradan bir bardak çay aldı geldi. Elinde bir telefon... Telefonu gösterdi, uzattı bana… Ekran resminde başka bir kadın, bir adam ve bir de kız çocuğu var. Anladım bu telefon ablanın telefonu değil. Ablaya benzemiyor çünkü kadın… Böyle tam bakıyordum. Abla uzandı, bir ses kaydı açtı.

Telefondaki ses diyor ki;

“Nur Efşan... Bilincim yerinde… Sadece biraz üşüyorum. Az önce Meryem’ i çıkardılar. Bizi de inşallah çıkarırlar. Meryem’ i gördüysen onu kucakla sar, sarmala onu. Üşümesin. Sahip çık ona… Onu kendi çocuklarına kat. Benim gibi değil, senin gibi güçlü bir kadın olarak çiçekler içinde büyüt onu… Benim hakkım sana helâl olsun. Sen de hakkını helâl et DOSTUM!”

Ses kaydı bitti. Kafamı bir çevirdim, az önce o güçlü duran kadın hüngür hüngür ağlıyor.

Ben de ağlıyorum.

Dedi ki, bana:

“Bana kalırsa, ben o geceden sonra nefes alamazdım, yaşayamazdım. Şu oynayan çocuğu görüyor musun? O Meryem. Onun için yaşayacağım. O benim çocukluk ve lise arkadaşımın kızı… Bana emanet etti onu… Onu büyüteceğim. Hem de hep çiçeklerin içinde… Meryem’ in anası da babası da enkaz altında kaldı. Ana dostundan başka hiç kimsesi yok. “

Velhasıl dostlar…

Bu dünyada mal, mülk, para, tapu biriktirmeyin! Canınızı emanet edebileceğiniz bir dost biriktirin. Eğer öyle bir dostunuz varsa da ömrünüzün sonuna kadar Allah’a şükredin!

( Sayın Abdurrahman Uzun’ un Velhasıl- Dost Paylaşımı’ ndan ALINTIDIR.)

***

Ev telefonumun yanına 5 dostumun telefon numarasını yazmış, eşime de “ Burada yalnızız, bana bir şey olursa, sakın korkma, hemen bu numaraları ara !” diye tembih etmiştim.

Bu numara sahiplerinden ikisi vefat etti, diğer üçünü tamamen sildim. Şimdi sadece yeni üç isim var. Kısacası “Dost uğruna ölmek zor değil, uğruna ölünecek dost bulmak zor” sözü boşuna söylenmemiş. Eğer varsa hayatınızda acil ve çaresiz kaldığınızda aklınıza gelen bir isim, bir can dostu… Allah’a şükredin, ona sahip çıkın! Eğer ilk anda akla gelen isim sizseniz, ne mutlu size!

***

GÜNCEL BİR NOT:

Son yağışlarla birlikte Gökçe Barajı’ ndaki su seviyesi giderek yükseliyor, mevsim koşullarına göre olması gereken de bu zaten. Yetkililerin yaptıkları açıklamalarla da toplum bilinçli su kullanımına, gereksiz su tüketiminden kaçınmaya, su kaynaklarını korumaya davet ediliyor.

Su fiyatları anormal arttı. Kimse suyu bilinçsiz kullanmıyor. Esas sorun kayıp kaçak oranı… Bu konu yıllardır bilinmesine rağmen bir türlü zamanında önlem alınmadı. Sık sık gündeme getirilmesine rağmen, barajın su toplama haznesi daha fazla su tutmak için düzenlenmedi. Baraja su taşıyan derelerin küçük bentlerle kesilerek değişik yerlere yönlendirildiği birçok defa yazılı basında yer aldı. Proses su konusu üzerinde durulmuyor. Yağmur suyu depolama sistemi uygulanmıyor. Oysa bu konuda yasalar var ve bu yasaların uygulandığına dair bir emare yok. Bulut tohumlama hiç düşünülmüyor. Az su tüketen tarım hakkında bir çalışma yok, var da ben mi hiç duymadım? Acil durumlarda deniz suyundan yararlanma halen kimsenin aklına gelmiş değil! Aklıma takılan soru ise şöyle, “ su kaynaklarını korumak kimin görevi?” Bir diğer çok önemli konu da, taşkınlıklara karşı önlem alınıp alınmadığı… Bu konuda da yazmaya çalışacağım!

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.

Atatürk Diyor ki, “ Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!” Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!