Dünyada bugün 250 milyon dolayında kişi Türkçe konuşmaktadır. Türk dilinin birçok kolu vardır, lehçe, şive ve ağız farklılıkları bulunmaktadır.

Bu yazımda Türkçe dersi vermek niyetinde değilim. Sadece Macırları (muhacirlerin) kullandığı çeşitli ağız  farklılıklarına dikkat çekmek istiyorum.

Eğlenceli bir  yazı olacak.

 Batı Trakya’dan çeşitli zamanlarda göç eden muhacirlerin Türkçe’yi kullanmada bazı farklılıkları vardır.  Aslında Anadolu’dan buralara gelen çeşitli boylara ait Türkler’in dilleri iyi incelendiğinde esas özünün Ortaasyaya kadar giden öz Türkçe sözcükler olduğu görülmektedir. Asırlar geçmesine rağmen çeşitli lehçe, şive  farklılıkları olmasına rağmen biz Türkler dilimizi ve özümüzü korumayı bilmişizdir.

Şimdi gelelim muhacirlerin (kendi ifadelerine göre kısaca macır denir) kullandığı sözcüklere.

Giderek kaybolan bu ağız farklılıkları aslında iyi bir araştırmayla kayıt altına alınmalıdır. Aslında bu konuda yazılan bir çok yazılı kaynak vardır. Sözlüğü bile yazılmıştır.

Ben Selanik mübadele göçmeni torunu olduğum için daha çok bu bölgeden gelenlerin kullandığı sözcüklere değineceğim. Çocukluğumun bu ağızla konuşan dedelerimin, ninelerimin ve toplumun içinde geçmiş olmasından dolayı gayette mutluyum.

Şimdiki nesil artık bu sözcüklere giderek yabancı kalmaktadır.

 Başlayalım;

Aba: abla

Aga: abi

Ayaz, ayazlık : soğuk, soğuk olan salon veya bölüm.

Avlu: bahçe

Bakır: kova, bakraç.

Bıldır: geçen sene

Bostan: karpuz

Buba: baba

Cambaz: hayvan alıp satan

Çüğdürmek: erkek çocuklar için ayakta işemek

Dalamak: köpeğin ısırması

Domatiz: domates

Emne: Emine

Entari: gömlek

Fıydırmak: fırlatmak

Ferece: kadınların dışarı çıkarken giydiği siyah bezden palto benzeri bir giysi

Fasle: fasulye

Gırnata: klarnet

Haydamak: bir bineği kullanmak

Isçak: sıcak

Kırnap: tütün dizilen keten ip

Kızan: çocuk

Kirez: kiraz

Kosa: kosa saplı orak, tırpan

Mıstava: Mustafa

Namazla: seccade

Şılak: parlak

Tete: teyze

Tokurcun: ekin demeti

Töbüle: işte böyle

Tööle: öyle

Ti orda: işte  orada

Üsen: Hüseyin

Yaba: saman atma aracı

Bu listeyi çok uzatmak mümkün. Bıktırmadan bırakmak en iyisi.

Biraz da bir macır köyü olan Yalova Elmalık Köyün’de lakaplara örnekler vermek istiyorum. Henüz soyadı kanunu çıkmadığı için kişiler baba adları eklenerek yada fiziksel özelliği veya yaptığı işe bakılarak takılan çeşitli lakaplarla anılırlardı. Köyde hemen hemen herkesi bir lakabı vardı.

(Hatırlayalım soyadı kanunu 21 Haziran 1934 yılında kabul edildi, 2 Ocak 1935 yılında yürürlüğe girdi)

Çocukları da bu lakapla anılırdı.

 Örneğin beni tanıtmak için “Küçük Mümin’ün oğlu Mıstava’nın öğretmen büyük oğlu Faruk” denirdi.

Elmalık Köyü’nden lakaplara vereceğim örnekler çok.

Ben sadece bir kısmını yazacağım.

Küçük Mümin (dedem), Dramalı Kadi (anne annem- köyün şifacısı), Kara Hasan (Dedem, annemin babası), Abdul Hasan,  Cambazın Salim, Çakal Hasan, Koca Yusuf, Ese Dayı, Hasanaki (Muhtar Hasan), Ali Bey, Bayram Kahya (Kahya adı söylenirken birleştirilerek ve kaya olarak söylenir. Bayramkaya gibi), Himmet Dayı, Morgül Osman, Bagı Mustafa, Koç Ali, Mevlüt Dayı, Cemal Çavuş, Camgöz Ahmet, Çarıkçı Ahmet, İsmail Çavuş, Bıcırık, İzmirli Selahattin, Palaz Ali, Nalbant yada demirci Mıstava (aynı zamanda diş çekerdi. Benim dişimi çekmiştir.), Toz Mümin, Kavaz Mümin, Bakkal Hüsnü, Demirci Şaban Usta, Raif Aga, Raif’in Hasan, Tevfik Aga’nın Bayram, Halil Onbaşı, Adem Aga, Kara Ali, Mehmet Usta, Gara Toga’nın Mehmet ( bekçi Mehmet), Fardin’in (Fahrettin) Mıstava, Dandiri Kahya (Dandereli, bekçi), Boz Ali, Hademe Mıstava, Kumuk Mehmet Ali Kahya, Mehmet Onbaşı,  Kafadaroğulları’ndan İbrahim Dayı,Yağlı Hasan, Delikçi Yusuf ( Kırçaklara delik delerek o günün şartlarına göre tütün eken insanları büyük zahmetten kurtarmıştır.) Çıkma Ali, Balcılar, Kara Hafız, Topal Selim, Mito Dayı, Bıcır Mıstava ...

Bu isimler Elmalık Köyü’nün efsane isimlerinden bazıları. Hepsi lakaplarıyla anılır. Rahmetleri bol, mekanları cennet olsun. Dahası da var…

Bu listede uzayıp gider.

Şöyle bir eski günleri analım istedim. 

Lakaplardan unuttuklarımın çocukları beni bağışlasın. İleride geniş bir araştırma yaparak bu lakapların hikayeleriyle birlikte başka bir yazı yazmayı planlıyorum.

Yukarıda yazdıklarım yıllardır gelişen bir kültürümüz. Geçmişimizle irtibatımızı sağlayan bağlardır.

Şimdilerde şekil biraz değişti ancak geçmişle bağımızı koparmayalım değil mi?

 Oşçakalın. Sağlıklı, uzurlu günler diliyorum.