GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Çok uzun zaman oldu, yıllar önce eşimle birlikte Almanya’ ya gitmiştik. Münih’ te bir süre kaldık. Orada yaşadıklarımı anlatacak değilim. Yağmurlu bir günde, yağmur kesilince dışarı çıktık, bir yere gidecektik. Dikkatimizi çekti. Hiçbir yerde su birikintisi ve çamur yoktu. Ayakkabılarımızın altı ıslanmadı dersem biraz abartılı olur ama yerler şaşılacak derecede kuruydu. Meğer yağmur suları parke taşların arasından aşağıya sızıyormuş. Bu yağmur suları daha sonra değerlendiriliyormuş.

Bu olayı hatırlamamın nedeni, yabancı bir kaynakta, Alman Şehircilik Enstitüsü’ nün, dünya genelinde hava durumunu etkileyen El Nino’ nun oluşturduğu iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı daha iyi hazırlanabilmek için “Sünger Şehir” (Schwammstadt) konsepti üzerine yoğunlaştığını öğrenmem oldu.

Nedir bu olay dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Özet olarak bu yaklaşımda yağmur suyu doğrudan kanalizasyon sistemine verilmek yerine; yeşil alanlar, yol kenarındaki çukur bitki yatakları, tutma havuzları, sızdırma sistemleri veya açık su yüzeyleri aracılığıyla yönetiliyor. Böylece, bu tür şehirlerde şiddetli yağışların yol açtığı su baskınları azaltılabiliyor ve aynı zamanda sıcak ve kurak dönemler için su rezervleri güvence altına alınabiliyor.

Yani Sünger Şehir, Almanca Schwammstadt, İngilizce Sponge City olarak kullanılan; kentlerin yağmur suyunu mümkün olduğunca yerinde tutmasını, depolamasını, sızdırmasını ve yeniden kullanmasını amaçlayan bir kentsel plânlama ve iklim uyum yaklaşımıdır.

Klâsik şehirlerde yağmur yağdığında temel yaklaşıma göre yağmur suyu kanalizasyonlar vasıtasıyla mümkün olduğunca yerleşim yerlerinden hızla uzaklaştırılır.

Sünger şehir yaklaşımında ise yağmur suyunu yakala, depola, sızdır, buharlaştır, yeniden kullan, gerektiğinde kontrollü olarak uzaklaştır prensibi uygulanır.

Şehir, yağmur suyunu mümkün olduğunca “bir sünger gibi emip” daha sonra kullanabilecek şekilde tutar. Bu yaklaşım özellikle ani ve şiddetli yağış, kentsel sel, sıcak hava dalgaları ve kuraklık gibi birbirinden farklı görünen sorunları aynı sistem içerisinde ele alır.

İklim değişiklikleriyle birlikte şehirlerde iki zıt problem aynı anda büyüyebildiği için bu sistem önemlidir.

Kısa sürede çok fazla yağış, kanalizasyon sistemi kapasitesini aşabilir ve taşkınlar oluşabilir.

Uzun süre yağış olmaması durumunda ise toprak ve bitkiler suya erişemez, yeraltı suyu beslenmesi azalır. Aşırı sıcak, beton ve asfalt yüzeyler ısıyı depolayarak kentsel ısı adası etkisini artırır. Su kaynaklarının azalması, yağmur suyunun doğrudan kanalizasyona gönderilmesi değerli bir su kaynağının kaybedilmesi anlamına gelir.

Sünger şehir yaklaşımı bu nedenle yalnızca bir “sel önleme” yöntemi değil, daha geniş anlamda iklime dirençli şehir tasarımı olarak değerlendiriliyor.

Sünger şehir uygulaması, aslında tek bir teknoloji değil, birbirini tamamlayan çok sayıda uygulamanın oluşturduğu bir sistemdir. Örneğin:

Uygun çatıların bitkilendirilmesiyle yağmur suyu bitki ve toprak tarafından tutulur, buharlaşma yoluyla atmosfere geri döner, kanalizasyona ulaşan su miktarı ve hızı azalır. Böylece çatı sadece bir yapı elemanı değil, kentsel su yönetiminin bir parçası haline gelir.

Yağmur bahçeleri yapılır. Bina çatılarından veya yollardan gelen yağmur suyu, özel olarak tasarlanmış bitkili çöküntü alanlarına yönlendirilir. Burada su tutulur, filtrelenir, toprağa sızar, bir kısmı buharlaşır. Bu alanlar küçük ölçekte tasarlansa bile bir mahalle içinde çok sayıda uygulanarak önemli bir toplam etki yaratabilir.

Asfalt ve beton yerine suyun geçmesine izin veren geçirgen parke, geçirgen beton, çakıl sistemleri, geçirgen yol ve otopark yüzeyleri kullanılabilir.

Amaç yağmur suyunun yüzeyde hızla akması yerine zemine geçebilmesini sağlamaktır. Sünger şehir araştırmalarında geçirgen yüzeyler, yeşil altyapı ve ekolojik su yönetimi temel bileşenler arasında sayılıyor.

Ağaçlar yalnızca gölge sağlamak için değil, su yönetimi altyapısının bir parçası olarak tasarlanabilir. Örneğin kaldırım altındaki özel toprak hacimleri yağmur suyunu depolayabilir. Ağaçlar bu suyun bir bölümünü kullanırken, yapraklar ve toprak da buharlaşmayı artırır.

Sonuçta yağmur suyu, ağaç, gölge, serinletme ve biyolojik çeşitlilik aynı sistem içinde buluşur.

Sarnıçlar ve yağmur suyu depolarıyla, çatıdan gelen su depolanarak parkların sulanması, ağaçların sulanması, peyzaj, uygun sistemlerde tuvalet rezervuarları gibi içme suyu gerektirmeyen amaçlarda kullanılabilir.

Bu, Sünger Şehir yaklaşımının “suyu yalnızca uzaklaştırmak yerine kaynak olarak görmek” anlayışının önemli bir parçasıdır.

Parklar, göletler, biyolojik göletler ve taşkın alanları gerektiğinde geçici olarak fazla suyu kabul edebilir. Normal zamanda park veya rekreasyon alanı olan bir yer, aşırı yağış sırasında kontrollü biçimde geçici su depolama alanına dönüşebilir.

Ancak çok büyük bir yağış geldiğinde sistemin taşan kısmı yine kontrollü biçimde kanalizasyon veya taşkın altyapısına aktarılabilir.

Dolayısıyla amaç “kanalizasyonu tamamen ortadan kaldırmak” değil, kanalizasyonun üzerine binen yükü azaltmaktır.

Ayrıntıya girerek okuma tahammülünüzü zorlamak istemiyorum.

Son olarak, Yalova ilinin Mavi- Yeşil Altyapı ve Suya Duyarlı Kentsel Dönüşüm Stratejisi olarak “Yalova Sünger Şehir Master Plânı” olsa herhalde iyi olur.

Sıradan sade bir vatandaş olarak sadece kentlilik bilinciyle aklımdan geçenleri bilginize sunuyorum.

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.