Bazı hesaplar hiçbir zaman kapanmaz...

Hayatın herkese eşit dağıttığı tek şey zaman mıdır, bilinmez. Ama herkesin bir gün hesaplaşmak zorunda kaldığı bir gerçek var: ayrılık. Kimi bir insanı uğurlar, kimi bir hayali toprağa gömer, kimi de kendi içindeki bir parçaya sessizce veda eder. İnsan, en çok da kendinden eksildiği zamanlarda öğrenir ayrılıkların matematiğini.

İnsan, birini en çok giderken tanır. Kalırken herkesin söyleyecek güzel bir sözü, gösterecek bir sevgisi, saklayacak bir kusuru vardır. Oysa ayrılık, bütün süsleri söker üzerinden insanın. Geride ne varsa onu bırakır: biraz hakikat, biraz hayal kırıklığı, bir de geç kalmışlık duygusu.

Birlikte geçirilen zaman, insanı tanıdığımız yanılgısına düşürür bizi. Aynı masada yemek yer, aynı şarkıya eşlik eder, aynı geleceğin hayalini kurarız. Birbirimizin cümlelerini tamamladıkça ruhlarımızın da birbirine yaklaştığını sanırız. Oysa insanın asıl hikâyesi, işler yolundayken değil, yollar ayrılırken başlar. Gitmek de kalmak kadar bir karakter meselesidir.Kimi insanlar giderken bile incitmemeye çalışır. Son bir kez dönüp bakar, söylenmemiş sözlerin ağırlığını taşır, yaşanmışlıkların hatırına vedasını bile incelikle yapar. Kimileri ise yıllarca biriktirdiği sevgiyi tek bir cümleyle inkâr eder. Bir zamanlar gözünün içine bakarak söylediği sözleri, arkasını döndüğü anda unutur. İşte o an anlarsın; aynı hikâyenin içinde bulunmuşsunuzdur ama belki de hiçbir zaman aynı hikâyeyi yaşamamışsınızdır.Ayrılık, insanın gerçek yüzünü gösteren bir aynadır. Kimin sevgisi alışkanlıktan, kimin sadakati çıkardan, kimin yakınlığı yalnızca işine geldiği kadardır, birer birer ortaya çıkar. Bazı insanlar giderken küçülür, bazılarıysa yokluğuyla bile büyür. İnsanın değeri, hayatımızda ne kadar yer kapladığıyla değil, hayatımızdan çıkarken geride ne bıraktığıyla ölçülür.Oysa matematikte iki eksi bir eder, üçten iki çıkınca geriye bir kalır. Hayatın hesabıysa böyle değildir. İki insan ayrılır, geriye koca bir yalnızlık kalır. Bir insan hayatından çıkar, onunla birlikte bütün bir mevsim, bir şarkı, bir sokak, hatta bir şehir de gider. İnsan, yalnızca insanlardan ayrılmaz; onlarla birlikte kurduğu ihtimallerden, yarım kalmış cümlelerden ve henüz yaşanmamış günlerden de ayrılır.Ayrılıkların matematiğinde en büyük yanılgı, eksilenleri sayarken geride kalanları unutmak değil, eksilenin aslında ne kadar yer kapladığını geç fark etmektir.

Bir fincan kahve iki kişilik hazırlanırken güzeldir mesela. Biri gittikten sonra aynı fincan, aynı masa, aynı pencere yerinde durur. Değişen eşyanın kendisi değildir; ona yüklenen anlamdır. Bir sandalye boşalır ama insanın içindeki boşluk o sandalyeye sığmaz. Bazı yoklukların ölçü birimi santimetre değil, hatıradır.

Her ayrılık bir çıkarma işlemi değildir. Bazıları insanın hayatından yanlış bir toplamı siler. Bazıları yıllardır taşıdığı yükü hafifletir. Bazıları da insanı, kendisine hiç sormadığı sorularla baş başa bırakır. Giderken bir kapıyı kapatan, bazen farkında olmadan başka bir kapının anahtarını bırakır geride.Her ayrılığa bir teselli bulmak da kolaycılıktır. Bazı vedalar vardır ki ne yeni başlangıçlarla açıklanabilir ne de zamanın her şeyi iyileştirdiği sözüyle geçiştirilebilir. İnsan bazen iyileşir ama unutmaz. Bazen yoluna devam eder ama bir şarkının ilk notasına takılıp yıllar öncesine döner. Gidenin ardından değil, onun yanındayken olduğu kişiyi özler.İşte ayrılıkların en zor hesabı budur: Giden insanı mı özlüyoruz, yoksa onun yanındayken kendimizde bulduğumuz insanı mı? Bu yüzden bazı ayrılıklar yıllar geçse de tamamlanmaz. Takvim yaprakları eksilir, mevsimler değişir, yüzler yaşlanır; fakat insanın içinde bir gün, bir saat, bir cümle hep aynı yerde durur. Zaman ilerler ama kalbin bazı odalarında saatler durmuştur.Bir de ayrılıkların görünmeyen tarafı vardır: Söylenmeyen sözler. Özür dilemek için geç kalınan akşamlar, bir kez daha sarılabilmek için ertelenen buluşmalar, gurura yenilmiş telefonlar... İnsan çoğu zaman kaybettiği şeyin kıymetini, onu geri getirecek bütün ihtimaller tükendiğinde anlar. Oysa hayat, keşke kelimesini çok cömert dağıtır; fakat geçmişe dönüş biletini kimseye vermez.

İnsan ilişkilerinin en büyük matematik hatası, sevgiyi sınırsız; zamanı sonsuz sanmaktır. Nasıl olsa yarın konuşuruz, nasıl olsa bir gün anlar, nasıl olsa yeniden karşılaşırız deriz. Sonra bir gün, hayatın bazı sorularına cevap vermediğini, bazı kapıları da sessizce kapattığını öğreniriz

Peki, bu hesabın sonunda elimizde ne kalır?

Biraz tecrübe, biraz kırgınlık, birkaç unutulmaz hatıra ve kendimize dair geç öğrendiğimiz gerçekler... En önemlisi, bir daha aynı hataları yapmamak için kazandığımız farkındalık. İnsan, her ayrılıktan sonra biraz değişir. Kimi daha temkinli sever, kimi daha cesur bağlanır, kimi de bir daha kimseye kapısını açmamaya yemin eder. Hayat, verdiğimiz yeminlerden çok, onlarla ne öğrendiğimizle ilgilenir.

Ben inanıyorum ki ayrılıkların matematiğinde kesin sonuçlar yoktur. Herkesin hesabı kendine, her vedanın ağırlığı başka bir kalbe aittir. Birinin kolayca geride bıraktığı, diğerinin yıllarca taşıdığı bir hikâye olabilir. Bu yüzden kimsenin acısını küçümsememek, kimsenin vedasını ölçüp biçmemek gerekir. Kalbin terazisi, dünyanın bütün hesap makinelerinden daha hassastır. Bütün bu hesabın sonunda öğrenmemiz gereken en önemli şey şudur: Hayatımızdan çıkan herkes bir kayıp değildir; hayatımızda kalan herkes de kazanç sayılmaz. Bazen gitmek kurtuluştur, kalmak cesaret. Vedalaşmak gerekir, bazen de bitmiş bir hikâyeyi sırf alışkanlıktan sürdürmemek...

Günün sonunda insan, kaç kişinin gittiğiyle değil, bütün gidişlerin ardından kendinden ne kadarını koruyabildiğiyle ölçülür.

Hayatın en zor matematiği, birini hayatından çıkarmak değil; o çıktıktan sonra kendini yeniden toplamaktır.Unutmayalım bazı hesaplar kapanmaz. Yalnızca insan, bir gün o hesabın başında ağlamamayı öğrenir.Ayrılıkların matematiği tam olarak budur: Bir insan eksilir hayatından, ama sen kendini yeniden bulmayı öğrenirsin.