GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Marketlerde veya pazarlarda sebze ve meyve fiyatlarının yanına yaklaşmak mümkün değil. Pahalılık can yakıyor. Ancak olayı sadece ekonomik sorunlara, olumsuz hava koşullarına ve bölgedeki komşu ülkelerdeki savaşa bağlamak son derece yanlış!

Benim bu konuda zihnime takılanlar var.

Neden Yalova’ nın ihtiyaç duyduğu sebze ve meyve Alanya ve Antalya gibi güney illerden geliyor da, Yalova’ da stratejik bir plân çerçevesinde üretilmiyor?

Her mevsim, her ay, hale giren sebze ve meyve biliniyor. Örneğin sadece sebzeyi ele alalım. Yalova’ da her türlü sebze üretilebiliyor; seracılık da oldukça gelişmiş durumda… Neden bu konu yani üretim tek elden organize edilmiyor? Bu konuda örneğin neden kooperatifleşmeye gidilmiyor? Köy köy nerede ne ekileceği, üretilen mahsullerin nerede ve nasıl değerlendirileceği plânlanmıyor?

Şehirlerde karşılaşılan sorunların bir kısmının çözümü köylerle ilgili… Köylerde daha iyi bir yaşam tarzı aramak yerine şehirlere göç edilerek çözüm aranıyor.

Bazı köylerde yaş ortalaması oldukça yüksek. Gençler şehirlerde… Köylerin genç nüfusu azaldığı için geleceğe yönelik hiçbir strateji üretilemiyor.

Köylerde yaş düzeyi yükselen tarımla uğraşan çiftçiler de, belirsizlik ve gelecek kaygısıyla üretimden hızla kopuyor.

(TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin 31 Aralık 2025 verilerine göre, Yalova’nın ilçe ve beldeleri bu süreçte nüfuslarını katlarken, köylerde ise ya ciddi bir azalma ya da yerinde sayan bir nüfus yapısı dikkat çekiyor.

Yalova’nın 43 köyünün büyük bir bölümünde, ilçelerin aksine nüfus oranlarında düşüş gözleniyor. Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylerin nüfusunun, 20 yıl öncesinin bile altına gerilemesi dikkat çekici… Yalova ve ilçelerindeki köylülerin tarım arazilerini satmaları, artan girdi maliyetleri nedeniyle hayvancılık ve çiftçiliği bırakmaları, köy nüfuslarının her geçen gün azalmasına yol açıyor.

Köy Kanununda daha önce yabancıların mülk almaları yasaklanmıştı. Bu madde kaldırıldığı için mülk satışı yasal bir hale geldi.

Özellikle Yalova köyleri, İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanların hafta sonlarında dinlenmek için gelip yerleştikleri yerlere dönüştü. Köyler geleneksel köy olmaktan çıktı. Elbette böylece tarım ve hayvancılıktan uzaklaşıldı. Tarımın zor koşullarından bunalan çiftçi, arazisini satıp kendini kurtarmaya çalışıyor.

Bu görüşü peşin fikirde reddetmek yerine köylülerin arazilerini değerlendirme konusunda bilinçlendirilmesinin daha uygun bir politika olacağı çok açık ve net!

Böylece üretimde teknoloji kullanılabilecek duruma gelebilir, maliyet azalabilir, kalite artabilir ve neticede iyi pazarlama ile üretici emeğinin karşılığını alabilir.

Köylü çiftçi demek değildir ama çiftçi köylüdür. Bu bağlamda gelir seviyesi, iyi üretim ve iyi pazarlama ile olur.

Devlet, elbette üretilen ürüne desteğini uluslararası rekabeti sağlayarak verecektir.

Ancak genel bir anlayışımız olan, bu yıl nar iyi para etti biz de nar dikelim. Bu yıl patlıcan çok ucuza gitti bir daha ekmeyelim gibi uygulamalardan vazgeçilmesi gerekir.

Bunun da bazı kuralları olması gerekir.

Amerika’ nın tarım politikasını incelerken görmüştüm. Belirli bölgelerde belirli ürünler yetiştiriliyor. Nerede ne ekileceği belli kurallarla belirlenmiş, kimse bunun dışına çıkamıyor.

Bizde de böyle bir uygulama olması, belirli bir stratejiye göre, nerede ya da hangi köyde ne ekileceği, elde edilen ürünün nasıl pazar bulacağı ayrıntılı olarak belirlenmesi gerekiyor.

Tüm bu faaliyetlerin tek elden organizasyonu da şart!

T.C. Anayasası, Madde 171’ e göre; “ Devlet, millî ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlaya kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır.”

5393 Sayılı Belediye Kanunu, Madde 14’ te, Belediyenin görev ve sorumlulukları belirtmiş. Bunlar içinde “ Ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. … Gıda bankacılığı yapabilir” hükümleri de var.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler, yeni bir ekonomi-politik değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.

Çünkü zamanın ruhunu anlayabilmenin, toplumsal ve siyasal gelişmeleri doğru yorumlayıp analiz edebilmenin yolu buradan geçiyor.

Türkiye’de üretim ilişkileri değişiyor.

Kısal kesimdeki çözülmenin önüne geçmek gerek!

Ekonominin ve siyasetin yeniden harmanladığı günümüz koşullarında; değişen üretim ilişkilerini doğru biçimde çözümlemek ve buna uygun yeni mücadele yöntemleri geliştirip hayata geçirmek gerekiyor.

Millî Mücadele’ nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün sözlerini hatırlamanın zamanıdır:

“ Türkiye’ nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üreticisi olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hakkı olan ve de lâyık olan köylüdür.”

“Çiftçilerimizin gayretleriyle memleketimizin verimli tarlaları birer kalkınma kaynağı olacaktır.”

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.

Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!

Ne Mutlu ATATÜRK’ ün İzinden Gidene!