İnsan, iş yerinde yaşadığı her tuhaflığın kendi hatası olduğunu düşünür.
"Acaba ben mi yanlış anladım?"
"Belki patronun günü kötüydü."
"Belki fazla hassas davranıyorum."
"Belki de iş hayatı böyledir..."
Hayır efendim, bazen iş hayatı öyle değildir.
Bazen sorun siz değilsinizdir.
Gerçekten patronunuzdur.
Hatta daha ileri gidelim: Patronunuz bir sosyopat olabilir.
Elbette burada psikolojik bir teşhis koymuyoruz. Bu yazı bir klinik değerlendirme değil. "Sosyopat" kelimesini, çalışanını insan değil de yalnızca bir araç olarak gören; empatiyi zayıflık, vicdanı ise iş hayatında gereksiz bir yük sayan yöneticiler için kullanıyorum.
Bazı patronlar vardır...
Çalışanının emeğini görmez, hatasını büyüteçle arar.
Başarısını kendi hanesine yazar, başarısızlığını çalışanın sırtına yükler.
Bir gün göklere çıkarır, ertesi gün yerin dibine sokar.
Sabah "Biz bir aileyiz" der, öğleden sonra maaştan kesinti tehdidinde bulunur.
Çalışan fazla mesai yaptığında bunu fedakârlık değil, görev kabul eder.
Ama patron on dakika geç kaldığında buna "yoğunluk" denir.
Çalışanın özel hayatı yoktur.
Tatil yapması problem, hastalanması yük, yorulması bahanedir.
O patronun dünyasında çalışan insan değildir.
Çalışan, çalışandır.
Ve işin en acı tarafı da budur.
Bir süre sonra insan kendi akıl sağlığından şüphe etmeye başlar.
Her sabah işe giderken midesi ağrıyorsa, sürekli diken üstündeyse, attığı her adımda "Acaba şimdi ne olacak?" diye düşünüyorsa, belki de sorun işin kendisi değildir.
Belki de sorun, insan yönetmeyi bilmeyen birinin yönetici koltuğunda oturmasıdır.
Yöneticilik makam, insanlara istediğini söyleme özgürlüğü değildir.
Makam sahibi olmak, başkalarını küçültme hakkı vermez.
Patron olmak, insanların onuruna sahip olmak anlamına gelmez.
Maaş ödemek, kimsenin kişiliğini satın almaz.
Ne yazık ki bazıları koltuğa oturunca boyunun uzadığını zanneder.
Oysa yalnızca sandalyesi yükselmiştir.
İnsanın karakteri makamla değil, makam eline güç verdiğinde başkalarına nasıl davrandığıyla anlaşılır.
Bu yüzden sevgili çalışan...
Belki de yıllardır kendine haksızlık ettin.
Belki "Ben yetersizim" dedin.
Belki "Ben beceremiyorum" dedin.
Şimdi bir kez daha düşün.
Haklıydınız aslında.
Belki de mesele siz değildiniz.
Belki patronunuz, koltuğunun arkasına saklanmış büyük bir karakter problemiydi.
İyi bir patron çalışanından korkmaz.
İyi bir patron çalışanını ezmez.
İyi bir patron başarısını paylaşır.
İyi bir patron, insan yönetmeden önce insan olayı bilir.
Bir iş yerinin gerçek kalitesi, duvarlarındaki dekorasyonla, makam odasının büyüklüğüyle veya şirketin tabelasıyla ölçülmez.
Bir şirketin gerçek yüzü, patronun kendisinden güçsüz olana nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Ve bazen bütün şirketi anlatan tek bir cümle vardır:
"Patron nasıl biri?"
Cevabı duyduğunuzda, gerisini zaten anlarsınız.