Polikliniğin o kalabalığında karşımda Mustafa bey ve oğlu Ensar oturmaktaydı. Üç ay önce kendisine prostat ameliyatı yapmıştım. Bursa’dan kontrole gelmişti.
‘’Mustafa Be y nasılsınız?’’
‘’Hamdolsun iyiyim, anamdan yeni doğmuş gibi oldum, elinize sağlık!’’
Ve arkasına yaslanıp bir süre sustuktan sonra devam ediyordu: ‘’Şu patoloji raporum da bir temiz gelse!’’
Tebessüm ediyordum… ‘’Merak etmeyin, baktım bile, temiz geldi!’’
Heyecanla ayağa kalkıyordu…. ‘’Şükürler olsun, zira babam prostat kanserinden vefat etmişti de!’’
O sırada telefonum çalıyordu. Sarıilçe’den Oto Kiralama’nın sahibi Okan karşımdaydı. ‘’Abi yarın kaçta kalkıyor uçağın? Ona göre havaalanında olayım! Buradan havaalanı 50 dakika sürüyor ya!’’
‘’Okan, İstanbul Havaalanı’ndan uçacağım. Uçak sabah sekizi yirmi geçe kalkıyor. Oraya bir buçuk saatte ancak varırız, beni beklersin!’’
O sırada hastamın oğlu soruyordu: ‘’Abi o saatteki uçağa nasıl yetişeceksin? Hem de İstanbul Havaalanı!’’
‘’Ensar, bir taksi kiralarım olur biter!’’
Ayağa kalkıyordu, heyecanlıydı. ‘’Hayır, ben götüreceyim seni! Niye biz ölmüş müyüz!’’
‘’Ensar, Yalova’dan en geç beş buçukta çıkmam loazım, sen o satte Bursa’dan nasıl geleceksin ki!’’
Sağ elini havaya kaldırıyordu… ‘’Tamam abi orasını sen bana bırak. Saat beş buçukta senin evinin önündeyim… Vesselam!’’
‘’Yani diyorsun ki mehtap uyanmadan ordayım. Tamam o zaman. Hani derler ya körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz!’’ Bir yandan da mahcup olmuştıum bu kalbi davranış karşısında.
‘’Bari benzin parasını vereyim! Tam da ismine layıksın! Eskiler bu konuda güzel bir ifade kullanır, bilir misin!’’
Omuz silkiyordu… ‘’Bilmiyorum, ama şu benzin faslını kapat, vallahi utandım!’’
‘’Söyleyeyim, ‘ismiyle müsemma’ derlermiş. Yani ismine uygun bir kişi!’’
Ve o gece valizimi hazırlayıp ‘’tilki uykusu’’na yatıyordum. Tilkinin uykusu çok yüzeysel olurmuş ya… Her tıkırtıda uyanırmış ya! Ben de güya uyudum o gece, adına uyku dersen… Ve saat beşi onbeş geçe Ensar arıyordu… ‘’Abi aşağıdayım, seni bekliyorum!’’ Hızla hazırlanıp çıkıyordum ve arabaya kuruluyordum. ‘’Ensar’’ diyordum, ‘’o günkü telefon bir hayra kapı açtı, buna tevafuk derler!’’
Gülüyordu… ‘’Abi amma da sözler varmış sende de! Bak tevafuku da yeni duydum!’’
‘’Hayırlı iki olayın irademiz dışında çakışması!’’
Başını sallıyordu…Yola koyulduğumuzda sohbet derinleşiyordu… ‘’Ensar bir itirafta bulunayım mı! Şimdi sıcak yatağımda mışıl mışlı uyumak varken ne diye bu köy sevdası ile yollara düştüm yani! Yani kendime de kızmıyor değilim!’’
Gülüyordu…’’Abi sıla hasreti dedikleri işte bu! O dağlara vurunca iyi ki gelmişim diyeceksin. Ayrıca uçakta kestirirsin!’’
Birbuçuk saat sonra havaalanında vedalaşırken omuzuma dokunuyordu…’’Abi dönüşün de benden. Uçak biletini gönder, Bursa’dan gelip seni alacağım. İtiraz yok!’’