Bu duruma ben ''hastane yorgunluğu'' adını veririm. Belki edebiyat kültürüne veya sosyolojiye yeni bir kavram ve terim kazandırıyorumdur kimbilir! O günkü ameliyatlarda demek ki öyle bir gerilmişim ki akşam eve gelince koltuğa gömülüp yorgunluğumu atmaya çalışıyordum. Hastane yorgunluğu hem ruhen, hem de bedenen yorgunluğun adıdır. Koltukta kirpiklerimin beni dinlememesine ramak kalmıştı ki eşimin hitabı ile kendime geliyordum. ''Yemeğin hazır, hadi gel. Sonra da sana bir neskafe yaparım, kendine gelirsin!'' Ve sevdiğim o mantarlı yemeğe yumulmuştum ki telefon denilen o uğursuz cihaz çalmaya başlıyordu. Arayan bir kalbi dost hastamdı. Yazar ve beni edebiyat konusunda yönlendiren ve de yüreklendiren bir büyüğümdü o...

''Epeydir arayamadım. Yarın hastanede misin? Hem kontrole geleyim, hem de çıkan son romanımı sana getireyim!''

''İhsan hocam buyurun gelin, poliklinikteyim. Şeref verirsiniz.'' Hocam bir an duraklıyor. ''Sevgili kardeşim ziyaretlerime ara vermemin sebebini açıklayayım da.'' Sonra gülüyor ve devam ediyor: ''Yani söylemesi belki ayıp ama misafir baskını olduk. Ev oldu otel. Hani Yalova tatil beldesi ya..Termal Kaplıcaları da var ya!''

Gülüyorum... ''Hocam anlatın, ayıbı yok. Hani derler ya damdan düşenin halini ancak damdan düşen anlar. Ben aşinayımdır böyle hallere.'' Rahatlıyor ve o şen kahkahalarından birini daha atıp devam ediyor... ''Kardeşim bir kafile gidiyor, arkasından bir başka kafile geliyor. Eşim de biliyorsun zaten rahatsız.'' Söze giriyorum: ''Hocam sizin ev desenize pansiyon olmuş!''

''Hay ağzına sağlık güzel kardeşim. Tam karşılığını buldun. Hadi seni çok tutmayayım. Zaten yorgunsundur. Kapatayım yarın görüşürüz.'' Tam da telefonu kapatıyordu ki müdahale etme gereğini duymuştum... ''Hocam bir anımı tetiklemiş oldunuz. Bunu anlatayım da öyle kapatın. Birkaç yıl önce yaşadığım bir olay. Sizinki gibi. Yazmak için çok düşündüm, ama her seferinde vazgeçmek zorunda kaldım. Hani ayıp olur diye yazamadım. Dedikoduya girer mi acaba yazsam?''

''Ne münasebet. Süsleyerek yazabilirsin. Hem de kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla mesajı vermiş olursun!''

Gülüyorum: ''Yani mazlumların ve sessiz yığınların sesi mi olurum? Tamam hocam icazet aldım ve yazıyorum. Köşemde okursunuz.''

Neyse... İşte anlatıyorum.

Sıradan günlerden biriydi..Sıra ona gelince sekreter içeri çağırmıştı. Orta yaşlardaki o erkek hastama koltuğu gösteriyordum. Tedirgin ve gergin halini vücut dilinden okuyabiliyordum. Rutin sorumu sormaya başlamıştım: ''Erman bey şikayetiniz nedir? Neden böyle gerginsiniz? Rahat olun.'' Arkasına yaslanıp önce tavana bakıyor ve sonra iki elini birleştirip öne doğru eğiyor belini. Bakışlarını benden kaçırdığına göre içimden şöyle diyorum: ''Galiba cinsel bir sorunu var da sekreterin yanında anlatamıyor!'' Rahatlaatmak için arka odayı gösteriyorum: ''Özel bir konu ise arkada konuşalım.'' O sırada birden ayağa kalkıp masama yöneliyor: ''Hocam dürüst olmak gerekirse ben hasta falan değilim. Sizden bir ricada bulunacağım. Bana bir haftalık istirahat raporu gerekiyor. Bir kamu kuruluşunda memurum. Yalova'ya tayin olalı 1 yıl oldu. Keşke gelmeseydim. Billahi itten pişmanım!''

''Erman Bey galiba Karlışehirlisiniz!'' diye soruyorum. Şaşırıyor... ''Hocam nereden anladınız?''

Tebessüm ediyorum: ''G harfini C'ye doğru yontuyorsunuz da!'' Bu sefer rahatlayıp gülüyor.

''Erman Bey rapor talebinizin altındaki sosyal sebebi anlatın ki ona göre ikna olayım. Hani hakkınızda bir disiplin soruşturması falan mı var?''

İki elini masama koyup gözlerimin içine bakarak anlatıyor: ''Hocam misafir baskını olduk. Bizim ev motele döndü. İnanın evde yatacak yer yok. Hani burası tatil ve kaplıca beldesi ya. Karlışehir'den iki kilo yağ,bir kilo da peyniri kapıp geliyor ve ailece 1 hafta tatil yapıyorlar. Bir kafile gidiyor, bir başka kafile geliyor.''

Söze giriyorum:''Erman bey eşiniz de çalışıyor mu? Ev kendinizin mi?'' Omuzlarını silkiyor: ''Nerden hocam. Eşim ev kadını ve kirada oturuyorum. Dünkü misafirlerimizi Karlışehir'den komşuları aradı. Bunlar yarın gidyorlar. O komşuları da birkaç gün sonra bizim eve mitili atacaklar. Bir hafta rapor alıp Antalya'ya kaçacağız.''

Espri anlamında soruyorum: ''Antalya'da bir akrabanız mı var? Onda mı kalacaksınız?''

Gülüyor: ''Var ama pansiyon ayarladık.!''

''Yani doludan kaçıyorsunuz'' diye takılıyorum. Başıyla onaylıyor.

''Karlışehirli kardeşim ben size on gün yazıyorum. Gidin dinlenin!'' Raporu imzalıyorum. Tam çıkacakken omuzuna dokunuyorum, şaşırıyor.

''Bu raporu size neden böyle kolay verdiğimi hiç merak etmediniz mi?''

Omuzlarını silkip nereden bileyim şeklinde bir vücut dili sergiliyor. ''Eşimin babasının evi de Karlışehir'de Yeşil Palas'a dönmüştü de. Damdan düşenin halini ancak damdan düşen anlar!''

Sarılıyor bana ve çıkıyor odadan...