GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Yıllar önce, Barış Manço Açıkhava Tiyatrosu ile eski vapur iskelesi arası doldurulmamıştı, deniz kıyısı günümüzdeki gibi tıkış tıkış, çirkin ve anlamsız biçimde işgal edilmemişti. Dönme dolaplar, oyun alanları, balıkçı lokantaları yoktu. Herhalde dünyada güzelim sahilin doldurulup araç parkı olarak kullanıldığı başka bir yer yoktur. Bazen aklıma takılır, dolgu alanına inşaat yapılır mı diye! Yasal mı bu?

Günümüzde yaklaşık balık lokantalarının olduğu bölgede, tabi doldurulmamış alanda ve sahilde yürüyordum. Korkunç bir sis ortalığı kaplamıştı ve göz gözü görmüyordu.

Tam sahilde, dalgaların hafif hafif çarptığı kıyıdaydım. Denizde en fazla 50 metre ilerisi görülebiliyordu. Denizden bir uğultu geliyordu ama ne olduğunu anlayamıyordum.

Birden bir vapur belirdi. Yolcu vapuru… Kabataş- Yalova vapuruydu zannediyorum. Kıyıya paralel durumdaydı. Çımacıyı net gördüm. “Kıyıya çarpacağız, yanlış yerdeyiz, iskele ileride kaldı” diye bağırıyordu.

Ben şaşkınlıkla bakınırken vapur sisler içinde iskele yönüne giderek kayboldu. Ne zaman deniz kenarında yürüsem, o sahne gözlerimin önüne gelir.

Bu sabah, Atatürk ve Çoban Mustafa anıtını görmek için sahile indim, gitmişken de etrafa bir göz atmadan duramadım.

Önce buradan başlayalım. Bence Atatürk ve Çoban Mustafa anıtı eksik… Açıklayıcı tabelaya göre Atatürk, sıtma hastalığına yakalanmış küçük bir çocuğu himayesine almış. Bundan sonrası yok. Esas anlatılmak istenen ya da açıklanması gereken ortada yok. Atatürk’ ün bu çocuğu okutması; sonra da askeri okula girmesini sağlaması ve onun subay olması yok. Çoban Mustafa’ nın, emekli bir subay olarak Yalova’ da vefat ettiği ve burada toprağa verildiği haberi de yok!

Anıtın biraz ilerisinde, Barış Manço Açık Hava Tiyatrosu’nun batısında, küçük bir koruluk var. Bir zamanlar buradaki ağaçlar, iç güvenlik harekâtında şehit düşen Yalovalılar adınaydı. Her ağacın altında, bir betona raptedilmiş pirinç levhalara şehitlerin adları tek tek yazılıydı. Kısacası her ağaç bir şehidin adınaydı ve bir bakıma öncelikle o şehidin ailesine ve Yalovalılara emanet edilmiş gibiydi.

Vefa denilen duygudan o kadar yoksunuz ki, ilgisizlik ve takipsizlikten dolayı, bu levhalar çalındı, yerleştirildikleri betonları da kırıldı. Bir ara yenilendi. Duyarsızlar tekrar parçaladılar. Sonra farklı bir çözüm bulundu. Tüm isimler bir pirinç levhaya yazılarak beton bir kitabeye tutturuldu. Merak ettiğim için özellikle baktım, isim listesi yazılı olan bakır levha yoktu, sökülmüştü.

Tabi insan bu duyarsızlığa hem şaşırıyor hem de üzülüyor. Bu durum herhalde bozguncuların işidir. Yalova Belediyesi’nin bu isim levhalarını derhal yerine taktırması gerekmez mi? Bu isimlerin aileleri yok mu? Onlar işin farkında değil mi?

Dolaşırken, ağaçlık alanın kuzey tarafında, yol kenarında, renkli ay- yıldızlı ve renkli fotoğraflı çok güzel bir şehit kitabesi gördüm. “Şehit Muhammed İslâm Altuğ 1994- 2019” adına yapılmış. Çok beğendim. Şehidimize Allah’ tan rahmet diliyorum, nurlar içinde yatsın! (Sonra öğrendim, şehidimizin adı Çiftlikköy’ de İmam Hatip Lisesi’ ne verilmiş. Ne kadar güzel ve anlamlı…)

Peki, diğer şehitlerimiz ne olacak? Hatta sorayım, onların isimlerini hatırlayan var mı? Unutmayalım, şehitlerin adlarının yaşatılması gerekir. Onlar asıl unutulduklarında ölürler! Biz şehitlerimizin anılarını böyle mi yaşatacağız? Şehitlerimiz anılarına sahip çıkıldıkça yaşarlar. Şehitlerimize ve onların anılarına sahip çıkmak da, her Türk evlâdının görevidir.

Bir ara yine bu bölgede, Şehitler Anıtı yapıldı; anıt sonra buradan kaldırıldı… Yap- boz tahtası gibi…

Anıt deyince aklıma geldi, yine aynı bölgede bir zamanlar Onno Tunç Anıtı vardı. Anıtın açılışı oldukça görkemli olmuş, meydanda bir de ünlü sanatçıların katıldığı konser verilmişti. Hatta açılışa Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ ın eşi Sayın Semra Özal da gelmişti. O anıtı da parçaladılar. Günümüzde sembolik bir düzenlemeyle Kültür Merkezi kapısı civarında bulunuyor, çoğu kimse de onun ne olduğunu bilmiyor!

“Plân bir işin iskeletiyse, takip de ruhudur” diyerek bölgede gezmeye devam edelim. Yaptığınız işi takip etmezseniz, hiç ummadığınız sonuçlarla karşılaşırsınız.

Aynı bölgede uzun yıllar evvel (Yanılmıyorsam Sayın İbrahim Uzun’ un Belediye Başkanlığı döneminde) Heykel Sempozyumu’ nda yapılan mermer sanat eserleri var. Bölgede yapılan kanalizasyon, yat limanı vb. çalışmalar sırasında bunların bir kısmı kırıldı, bir kısmı oraya buraya atıldı. Galiba takip eden de olmadı!

Gördüğümde, üzerlerinde çocuklar oynuyordu. Oysa bu atılmış taş parçaları gibi duran eserlerin üzerlerinde ya da yanlarında, bu eserleri yapan sanatçıların adı, eserin adı ve eserin yapım tarihi yazılı tanıtıcı levhalar olması gerekmez miydi? (Kartal’ da örneği var.)

Yapılan uygulamanın o sanatçılara saygısızlık hatta hakaret olduğunun farkında değil miyiz? Deniz kenarı tüm özelliğini kısacası doğallığını yitirmiş. Eğlence alanları ve diğer tesisler denizin görünümünü kapatmış. Son derece çirkin bir görüntü var!

Ama esas çirkinlik eskiden “ Osmanlı Parkı” olarak tanımlanan alanda… Osman Beg anıtının yeri ve kaidesi değiştirilmiş. Eski konumu ve kaidesi güzeldi. Anıtın tanıtım yazılarının biri bir tarafta diğeri diğer tarafta… Bunu hangi akıl, akıl etmiş bilemedim! Bu garabeti kimse görmüyor mu?

Osmanlı Çeşmesi de, galiba gözden uzak kaldığı ve ihmâl edildiği için çatısındaki kabartmalar dökülmüş, bazıları yeni yeni dökülüyor… Kent merkezindeki bu çirkinlik neden kimsenin dikkatini çekmemiş/çekmiyor anlamak mümkün değil!

Osman Beg anıtının yerinin burası olmadığını zaten her vesileyle yazıyorum. Osman Beg anıtının Yalova il merkezinde bulunmasının tarihi gerçeklikle ilgisi yoktur! Kaldı ki, içinde Osman Beg heykeli ve Osmanlı Çeşmesi’ nin bulunduğu Osmanlı Parkı, oyun alanları ile çevrildiği için ilk yapıldığı dönemdeki muhteşem görüntüsünü yitirmiştir. Yapılan uygulamanın Osmanlı Devleti’ nin ve onun hanedan ve devlet kurucusunun manevî varlığına saygı olduğu düşünülemez!

Tarihimize, şehitlerimize ve değerlerimize sahip çıkma dileğiyle…

Sağlık ve mutluluk dolu güzel günler dilerim.

NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE! NE MUTLU ATATÜRK’ ÜN İZİNDEN GİDENE!