Küçüklüğümden beri babamla izlediğim olimpiyatlarda, ekranda beliren milli sporculara hep aynı yerden bakardım.
Gururla.
Madalyanın ağırlığını, o formanın ne kadar emek istediğini bilmezdim ama bir kız çocuğu olarak şunu hissederdim: Bu sadece kazanmak değil, temsil etmekle ilgili bir şey.
Bugün Zeynep Sönmez’in korttaki duruşuna baktığımda, o çocukluk hissi yeniden geliyor.
Bu yazıyı yazarken onun yolculuğunu biraz daha yakından incelemek istedim. Sadece son zaferini değil, o zaferi mümkün kılan arka planı… Eğitimini, yetişme biçimini, spora nasıl hazırlandığını.
Zeynep Sönmez İstanbul’da doğuyor ve çok küçük yaşta sporla tanışıyor. Ailesinin yönlendirmesiyle farklı branşları deneyimlese de, tenis kısa sürede onun ana dili haline geliyor. Bu detay önemli; çünkü erken yaşta sporla temas eden çocuklarda beden kadar zihnin de eğitildiğini biliyoruz. Zeynep’in oyun zekâsının temeli tam da burada atılıyor.
Eğitim hayatında da sporla akademik disiplinin bir arada yürütüldüğü bir süreç görüyoruz. Ortaokul yıllarında okuduğu okulda tenis takımında yer alması, takım halinde sorumluluk almayı, kazanmayı da kaybetmeyi de birlikte öğrenmesini sağlıyor. Yani onun eğitimi yalnızca sınıfla sınırlı değil; kort, okul ve hayat aynı anda ilerliyor.
Bir diğer dikkat çekici detay ise, profesyonel sahneye çıkmadan önce tenis dünyasının mutfağında bulunmuş olması. WTA turnuvalarında ball-girl olarak görev aldığı dönemler, oyunu sadece oynayan değil, gözlemleyen bir sporcu kimliği kazandırıyor ona. Bu da bugün kortta gördüğümüz sakinliğin, doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmenin önemli parçalarından biri.
Araştırdıkça şunu daha net görüyorum:
Zeynep Sönmez’in başarısı “erken parladı” diye açıklanabilecek bir şey değil. Bu, eğitimle, tekrarlarla, doğru yönlendirmeyle ve en önemlisi karakter eğitimiyle inşa edilmiş bir yol.
Son zaferi bu yüzden çok şey söylüyor bana.
Çünkü kortta sadece çevik bir beden değil, düşünen bir zihin vardı.
Sadece kazanmak isteyen bir sporcu değil, nasıl kazandığını bilen bir duruş vardı.
Ben sporcuya hep böyle bakmayı öğrendim.
Zeki, çevik ve ahlaklı mı?
Kazandığında tevazusunu, kaybettiğinde saygısını koruyor mu?
İşte gerçek başarı tam da burada başlıyor.
Zeynep Sönmez, bu ülkenin spor hafızasında sadece kazandığı maçlarla değil, temsil ettiği değerlerle yer ediyor. Ve yıllar önce babamla olimpiyat izleyen o kız çocuğu olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum:
Bazı sporcular kazanır.
Bazıları ise kazandığında, bir neslin gurur duygusunu tazeler.
Zeynep Sönmez’in yaptığı tam olarak bu.