O Pazar gününde kendimi dış uyaranlardan korumak, dingin bir dünyaya seyahat etmek amacındaydım. Ne mi yapmıştım! Söyleyeyim, neskafemi içiyordum ve koltuğa kurulmuştum, maç seyrediyordum. Uzun yıllar futbol oynamış birisi olarak zevk aldığım hususlardan birisi de futbol maçı izlemektir. Bu zevkimden asla vazgeçmedim, zira çok dinlenirim seyrederken. Ankara’daki asistanlığım sırasında mümkün olduğunca Ankaragücü’nün maçlarına giderdim. Hele de milli maç varsa birkaç saat öncesinden giderdim 19 Mayıs stadı’na. Bilmiyorum o stad hala duruyor mu? Belki de yıkılıp yerine modern bir stad yapılmıştır.

Neyse. Televizyondaki maçın en heyecanlı yerinde o uğursuz cihaz kulağımı tırmalamaz mı! Uğursuz cihaz dediğim cep telefonum yani! Neden uğursuz demeyeyim ki! Zira bu gece icap nöbetimde uykunun en derin ve tatlı yerinde telefonum çalmaz mı! Mecburen uyanıyordum, saate bakıyordum. Saat 03.50’yi göstermekteydi. Acil poliklinikteki meslektaşım arıyordu. Uyku sersemliğini üzerimden atıp telefonu açıyordum.

‘’Alo, abi ben doktor Edip, bir hasta hakkında konuşacaktım, müsait misiniz?’’

Tebessüm ediyordum…’’Edip tam da neskafe içmekteydim, dinliyorum!’’

‘’Yaa, öyle mi!’’

Zoraki gülüyordum… ‘’Edip şaka yaptım, ne neskafesi, derin bir uykudan uyandım. Dinliyorum!’’

‘’Abi kusura bakma, Down Sendrom’lu bir hasta geldi. &5 yaşında ve her iki tarafında da nefrostomi kateteri var!’’

‘’Şikayetleri nedir? Ateşi var mı, stentleri çalışıyor mu?’’

‘’Stentleri aktif, ateşi de yok!’’

‘’Peki nedir ürolojik yönden problemi?’’

‘’Hasta ayağa kalkınca bacakları tutmuyormuş ve aniden yere yığılıyormuş!’’

Şaşırmıştım elbette…’’Tamam da bunun üroloji ile pek ilgisi yok gibi duruyor.. Laboratuvar değerleri nasıl?’’

‘’Üre ve kreatinin değerleri normal. Sadece CPR’si 285!’’

‘’Anladım, ama ateşi yok, enfeksiyon hastalıkları bir görsün!’’

‘’Gördü de üroloji de bir görsün dedi! Hasta yakınları beni sıkıştırıyor!’’

‘’Nasıl yani!’’

‘’Diyorlar ki biz hastamızı iyi biliyoruz, idrar yolu iltihabı olunca böyle dizleri tutmuyor ve yere yığılıyor!’’

‘’Edip’’ diyordum, ‘’sen kendi teşhisini kendin koy. Karşında Down Sendomlu bir hasta var, yani psikiyatrik bir vaka var!’’

Bakın asıl telefonu bırakıp gece gelen telefondan bahsederek konudan uzaklaştım. Neyse, gece telefonu da yazıya bir çeşni katmıştır sanırım. Dönelim o telefona…

‘’Alo hocam nasılsın?’’

‘’Sağol kadim dost Nuri bey!’’

‘’Seni niye aradım, söyleyeyim. Önümüzdeki Pazar günü derneğimizin genel kurulu var, şeref misafirimizsin. Bir de seni başkanlığa aday göstereceğiz!’’ İçimden de ‘’haydaa’’ diyordum. Bir acı tebessüm…Bu işlerden vebadan kaçar gibi kaçtığımı Nuri bey nerden bilecekti ki! Zira ben artık ‘’o ben değildim!’’ Bir aferine kırk tas su içtiğim o günlerin ağır faturasından öyle bir ders almışım ki! Aynı delikten bir daha ısırılır mıyım hiç!

‘’Nuri bey’’ diyordum, ‘’beni layık gördüğünüz için teşekkür ederim, ama benim bu işlere ayıracak vaktim yok ki! Ben aktif bir cerrahım, teşekkür ederim!’’ O söz aklıma geliyordu: ‘’Garip çingenenin nesine gerek gümüşlü zurna!’’

‘’Hocam bir daha düşünseniz!’’

‘’Nuri bey’’ diyordum, ‘’geçmişte Satınalma Komisyonu Başkanı’yken hastanenin parası çarçur olmasın diye ne mücadele verdim. Başıma o kadar bela geldi ki! Ama arkama baktığımda kimseyi göremedim…Yapayalnız kalmıştım!’’

‘’Yaa! Öyle mi!’’

‘’Aynen öyle…Sütten ağzım yandığı için artık yoğurdu üfleyerek yiyorum!’’