Dün yatılı okuldan arkadaşım Hasan aradı ve “Şevket Hocamız rahmetli olmuş” dedi. Çok üzüldüm ve yıllarca geride kalan yatılı okul günlerine döndüm. Serhat Şehri olarak anılan o ilde Erkek Sanat’ta parasız yatılı öğrenciyim. Edebiyata meraklıyım. Okulumuza yeni atanan Türkçe-edebiyat- öğretmenimiz Şevket Beyle yakınlık için çaba harcıyorum ama o hep mesafeli ve soğuk duruyor. Genel tavrı hepimize karşı hep aynı ve biraz da kasıntılı gibi… Ancak sınıfta ve ders sırasında epeyce farklı. Çok duygulu şiir okuyor. Çözemediğimiz biraz ürkek, biraz kompleksli ve en önemlisi de yalnız bir dünyası olduğunu düşünüyoruz. Çözemiyoruz… Yatılı okul aynı zamanda bir sıcak aile yuvası gibidir. Orada kardeşlik duygusu hep öne çıkar. Öğretmenler yaş durumuna göre ve tavrına göre kimi ana, baba ve kimi de abla, ağabey bibi görülür. Sıcak ve yakın ilişkiler kurulur konuşulur, dertleşilir. Bahar ve yaz günlerinde hafta sonları çarşıya çıkmayan öğrenciler nöbetçi öğretmenle bahçede ağaçların altında, mini havuzun başında oturup konuşur, şakalaşır, top oynar eğlenirler. Güzel bir hafta sonu. Baharın tüm renkleri okulumuzun bahçesinde buluşmuş gibi. Nöbetçi öğretmen Şevket Bey bir bankta tek başına oturuyor. Koşarak dolaphaneye gittim. Dolabımdan hatıra defterimi aldım ve saygılı bir şekilde: - Hocam hatıra defterime bir şeyler yazmanızı rica ediyorum. Yüzüme şöyle bir baktı ve açıp hazırladığım sayfaya sadece anlamsız bir çizgi çizip bana geri uzattı. Çok şaşırdım ama bir şey diyemedim. İmza, tarih bile atmamış, sadece bir çizgi çizmişti. Elbette içerlemiştim. Henüz onyedi yaşındaydım. Bulunduğumuz Serhat Şehri aynı zamanda bir okullar kentiydi. Yatılı Kız Öğretmen, Kız Hemşire, Erkek Sanat ve yatısız Lise, Ticaret Lisesi, Kız Sanat okulları ve bu okullar arasında da güzel ilişkiler vardı. 1960’lı yılar yağmurlu bir sonbahar gününün ardından hava açmıştı. Kentin “Kurtuluş Günü” töreni için kentin okullarını temsil edecek takımlar tören için peş peşe sıralanmış, törenin başlaması bekleniyordu. Bizim takımın öğretmeni Şevket Beydi. Arkamızdaki takım ise Kız Hemşirelikti. Şevket Bey sürekli hareket halindeydi. Hemşirelik takındaki kızlar sürekli kıkırdıyodu, Şevket Öğretmen bir aşağı bir yukarı devamlı yürüyordu ama başı hep önündeydi. Kızlara bakmıyor, belki de utanıyordu. Ben ve yanımdaki can arkadaşı Sami ile ortamı gözlüyor, kendi aramızda kısa değerlendirmeler yapıyorduk. Tören bitti, okulumuza döndük. O yıllarda aşk mektupları renkli, kokulu kağıtlara yazılır, arasına bazen çiçek konulur, kızlar saçlarından birkaç tel koyarlardı. Pembe bir kağıt bulduk. Benim Hemşirelik okulundan Gülser adına, Şevket Öğretmen için düz kağıda yazdığım aşk mektubunu, bir başka sınıftan Arif arkadaşımız pembe kağıda geçirdi. Çünkü Şevket Öğretmen benim yazımı tanıyabilirdi. Mektubu postaya verdik. Okula gelen postaları nöbetçi öğrenci alıp dağıtırdı. Gelen postayı da takip ettik, mektup yerine ulaşmıştı. Şimdi sıra buluşma gününde ve saatindeydi. Bakalım Gülser elinde kitap ve üstünde koyu yeşil ceketle randevuya gelecek miydi? Ben, Sami ve Arif; Şevket Öğretmenimizi gizlice izliyorduk. Öğretmenimiz randevu yerine on dakika önce geldi. Randevu Kurtuluş Töreni için takımların toplandığı noktadaydı. Şevket Öğretmenimiz tıpkı tören gününde olduğu gibi, bir saate yakın bir aşağı, bir yukarı yürüdü ama; ona süslü sözlerle vurulduğunu yazan Gülser gelmedi. İyimser ve umutlu bir şekilde “çok önemli bir engel çıkmıştır” diye avunarak oradan ayrıldı. Biz üç kafadar da oradan ayrıldık. Arkadaşlarımla gülüşüyor, Gülser adına yeni bir mektupla randevuya neden gelemediğini açıklayıp; yeni bir randevu ayarlamayı planlıyorduk. Yeni bir mektup yazmadık. O aşk da böylece bizim açımızdan kapansa da Şevket Öğretmenimizin yüreğinde nasıl bir yara oluşturdu bilinmez. Hasan arkadaşım Yetiştirme Yurdundan yatılıya geçen bir arkadaşımızdı. Hikayesini hiç sormadım, o da anlatmadı. Hatta Yetiştirme Yurdundan geldiği bile bilinmezdi. Meğer Şevket Öğretmenimiz de Yetiştirme Yurdunda büyümüş, yaralı biriymiş. İçine kapanık oluşu bu nedenle olabilir. Hasan: - Rahatsızlığı nedeniyle erken emekli olmuştu. Evlenmemişti ve tüm vücudunu saran kanserden öldü. Sık görüşürdük, ama elden bir şey gelmiyor. Hasan’a cevap vermekte zorlandım. Boğazımda bir şeyler düğümlenir gibi oldu. O delikanlı çağımda yazdığım ve onun yüreğini yaralayan aşk mektubunun her kelimesi, her harfi o anda bin pişmanlık olup benim yüreğime doldu. Sıcak bir yuva özlemiyle ve acılarla yüklü bir yürekle bu dünyadan göçen Şevket Öğretmenime rahmet diliyorum. Işıklar yoldaşı olsun. Yapmış olduğum gençlik yaramazlığı için ise hem öğretmenimden ve hem yüce tanrımdan af diliyorum.